PAYLAŞ

Can Kazaz ile Beşiktaş sahilde oturduk; müziğinden, planlarından, günümüz politikalarının müziğini nasıl etkilediğinden ve yeni albümü “Ben Sizden Kaçtım” hakkında konuştuk. 

Can Kazaz

Daha önce rap şarkılara beat yapıyordun. Ardından da Soundcloud üzerinden MC Recep ve Gaz Arkadaşları ile tanıdık seni. Ve sonrasında “Yollar ve Su” albümü diye devam etti müzik kariyerin. Rap müzikten sonra albüm yapmaya geçiş sürecini anlatabilir misin?

Geçiş süreci şuydu. Rap yaparken de hep melodik çalışmalar yapıyordum. Son günlerde de oldukça konuşulan bir konu oldu rap müzikte başka şarkılardan “arak” yapılması mevzusu. Aslında rap müzikte her zaman sample kullanımı vardı ve ben buna karşıydım. Tamamen enstrümanlarla, synthesizer ve kendi melodilerim ile rap müzik yaptım, beatler yaptım. Daha sonra rapçiler ile çalışmaya başladım. Bir süre sonra Ulaş Taçdelen ile çalışmaya başladım ve onun nakaratlarını besteleme ve söyleme noktasına geldim. Böyle böyle 2010 yılı gibi şarkı söylemeye başlamış oldum. Zaten 2009’da Bilgi Üniversitesi’nde okumaya başladım. 2012 yılına kadar yoğun bir şekilde rap müzik yapmaya devam ettim. Ulaş’ın albümleri için şirketler ile de görüşüyordum hatta o dönemdeki görüşmelerim benim bağımsız müziğe doğru kırılmamı sağladı.

MC Recep ise gezi sonrası, benim rapteki birikimim ile doğdu. MC Recep’ten önce “Bir Albüm” diye bir albüm yapmıştım 2012 sonunda. Biraz’ın, Nereye Gidiyoruz’un olduğu albüm. Sonrasında MC Recep’i çıkardım. Soundcloud fenomeni diye bir şey yok ama neredeyse o noktaya geldi. Çok hızlı takipçi artçı, Koff da animasyon yapınca onun rüzgarı ile beraber “Yollar ve Su” albümüm gelişti. Soundcloud’da edindiğim dinleyiciyi biraz oraya naklettim. O da kendi başına yürür hale geldi. Sonra Sofar, Karga’da o zamana kadar yaptığım tüm çalışmaların lansmanı derken ardından konserler gelmeye başladı. Müzikal hikayem böyle.

Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde akademisyenlik yaptığını biliyoruz. Orada ne gibi çalışmalar yapıyorsun? 

Zaten Bilgi’de okuyordum altı ay sonra akademisyen olarak işe başladım, iş bile aramadım. Tamamen şans yani. Pozisyon açıldı, başvurdum ve sınavı geçince kadroya dahil oldum.

İsviçre’de düzenlenen Pre-Art uluslararası bestecilik yarışmasında, geliştirmekte olduğun kompozisyon yönteminin ilk eseri olan “Ada” ile de ödül aldın. 

Mezun olduktan sonra, okuldaki bitirme projemden sample alıp, yarışmanın şartlarına uyarladığım bir kompozisyon yaptım. Onunla ödül aldım.

yollar ve su can kazaz ile ilgili görsel sonucu

Daha önce verdiğin bir röportajda “Yollar ve Su albümü son albümüm olacak, albüm kapitalist bir sistemin ürünü, şarkı şarkı paylaşım yapıcam ama o da nadir olur, akademiye odaklanmak istiyorum” demiştin. Ama “Ben Sizden Kaçtım” ile tekrar dönüş yaptın. Kararını ne değiştirdi?

Aslında onu üretimim de duracak olarak diye düşündüğüm için söylememiştim. Fikir çıkış olarak doğru ama büyük konuşmamak lazımmış. Bir kere en büyük fark menajerimi kendim seçtim. O dönemler biraz daha katıydım, bu kadar büyüyebileceğini tahmin etmiyordum, daha umutsuzdum. Albüm yapmanın anlamsız olduğunu, şarkı şarkı internet üzerinden yayınlarım düşüncesi vardı. Sonra üretim anlamında çok hızlı bir dönem yaşadım. Şarkılar birikti, “dur ben şunları saklayayım” diye bir döneme girdim. Böyle olunca da şarkıları tek tek yayınlayacak bir takvim oluşturamadım. Bu kapitalistçe bir yaklaşım değil asla. Biriktiği için bir arada çıkması gerekti. Öbür türlü kendini de harcıyorsun gibi oluyor çünkü. Ben çok sık konser veren insanlar için de bunu söylüyorum. Haftada 2-3 konser vermek gibi. Bu şöyle bir sonuç yaratıyor; paket halinde sunmadığın zaman harcanıyorsun, siliniyorsun. Bu ikisi arasında bir denge kurmak gerekiyor. Albüm yapmak mı şarkıları ayrı ayrı yayınlamak mı gibi illa felsefeci, politik bir tutum olmasına da gerek yok. Ben daha seyrek çıkıp, kayıt ve prodüksiyon sürecinde olabildiğince daha özenli olmaya karar verdim.

Eskiden şarkılarımı kaydedip, 5-6 saat içinde üretildiği gibi hemen paylaşıyordum. Çok sevdiğim bir durum aslında bu çünkü hiç bir kaygısı yok. Ama bir yerden sonra tüketiyorsun. Ben de menajerim Ateş “bu kadar acele etme şarkılarını düzgün sunalım” dedikten sonra bu kafaya geçtim.

ben sizden kaçtım can kazaz ile ilgili görsel sonucu

İstanbul’u sevmediğini artık hepimiz biliyoruz ve bu “Yine mi Sen İstanbul” şarkısıyla da tescillendi. ”Ben Sizden Kaçtım” albümünde de yine aynı hisler var. Son albümünü ve buralardan kaçış isteğini anlatır mısın biraz?

Yollar ve Su albümümün notunda var aslında bu sorunun cevabı. Bir çok cevabı var aslında bu sorunun. Daha önce de söylediğim gibi; bu sıkışıklık hali, karakterimle çatışıyor olması gibi.. ama sorunun tam cevabını albümün notuyla vermek istiyorum.

“Albümün geriye kalan tüm değerleri insanlığa protestodur. İnsan denen yaratımın böylesine arsızlaşabildiğini gördüğünüzde dehşete düşmüyor musunuz? Ve hepimiz insanız söyleminin içinde nasıl da dehşet hali var. Hiç bir ideoloji bizi insanlığımızdan kurtaramayacak. Buna dair müzikler yapıyorum son iki yıldır. Ama neden hep gitmekten bahsediyorsun diyenlere bu cümlelerden daha iyi bir cevap veremeyebilirim.”

Ben de bunu yazdığımı geçenlerde hatırladım ve böyle bir soru gelebileceğini öngörüp yazmış olmama şaşırdım.

Nilipek ile yaptığın ortak çalışmalar var. Son zamanlarda farklı müzisyenlerle çalışmalar da artmaya başladı. Önümüzdeki süreçte çalışmak istediğin başka isimler var mı?

Böyle bir düşüncem aslında yok. Nilipek ile de bunu planlamamıştık. Bir röportaj verecektik ve onun evinde vermenin uygun olacağını kararlaştırdık. Buluşmuşken bişiler mi yapsak diye düşündük, zaten kafa olarak da iyi anlaşıyoruz. Eve gittik Mirkelam’ın şarkısı “Her Gece”yi coverladık, benim de çocukluğumda delilerce koştuğum bir şarkıdır. Sonra videoyu kaydeden Levent Sevi aradı. “Biz de oturuyoruz Can ile oturuyoruz bişiler kaydedicez” demişti Nilipek. Levent de “bugün kamera var geleyim kaydederiz” dedi. Kaydetme niyetimiz de yoktu. Bir anda gelişti. İki seferde kaydettik, yükledik ve sonucu bu.

Türkiye’den dinlediğin isimler var mı peki?

Ben biraz arsız bir müzik dinleyicisiyim. Sürekli ne var ne çıkmış diye bir şeye tutulup onları dinliyordum. Şimdilerde biraz daha ana akım popa yöneldim. Gökhan Türkmen’in son albümünü dinledim, tam albümümü mixlerken Sezen Aksu’nun Biraz Pop Biraz Sezen albümünü dinledim. Lara Di Lara’nın albümünü dinledim. Yerli sahneden en son Sena Şener’in Bak Bana şarkısına biraz tutuldum.

Ama benim Türkiye’ye has değil hiç bir zaman çok tutulup dinlediğim bir isim olmadı. Dinliyorum, beğeniyorum, alacağımı alıyorum.

Albüme tekrar dönecek olursak “Öğrenmemek Ayıp” şarkısı, bana politik olması sebebiyle MC Recep dönemini hatırlattı. Albümdeki diğer şarkılardan sıyrılıyor.

Soru soruyorum şarkıda. Pasif-agresif bir yerden değil de baya açık açık soru soruyorum. Tabi ki bir içeriği var. Ve evet albümden hem müzikal hem mix anlamında sıyrılıyor.

Zeliha şarkısının hikayesini de senden duymak isteriz.

Benim etrafımda uyuşturucu kullanan insanlar vardı. Biz de böyle kurgu bir karaktere kullanma Zeliş demek istedik. Kullanan kişiye ve kullandığı maddeye göre kişinin karakterinde değişimler gözleniyor. Ben buna şahit oldum. Sevdiğin bir insanın böyle bir değişime girdiğini görmek. İlla birebir tanıdık olmasına da gerek yok aslında.

Ben de Yeşilaycı gibi tepkisel ve agresif ve kibirli değil de eğlenceli bir yerden yaklaşmak istedim. Onlar da dinlediğinde gülebilsin istediğim bir şarkı Zeliha.

Albümde senin için özel bir yeri olan parçan var mı peki?

Normalde hepsi benim çocuğum denir ya öyle bir yanı var. Ama şu an “Beni Kurtar” içlerinde ayrı özel. Albümü kaydetmeye çok yakın bir zamanda çıktı bu şarkı. O yüzden o süreçte özel oluşunu çok algılayamamıştım, demosu bile yoktu. Kaydettikten sonra albüme koyduk işte, sonra albümü dinlediğimde benim için parladığını farkettim. Keyif alıyorum. Mixlerken de bir kaç kere dinlemiştim. Bu geçici bir şey mi emin olamıyorum ama şu an için öyle.

Yine bir isyan yani?

Daha çok soru gibi bakıyorum aslında ben. Orda da “doğmasaydım ben ne farkeder” diye soruyorum. Somut olarak üzerine kafa yorduğum şeylerden çıkıyor şarkılarım.

Evet daha önceki albümlerinde hikaye anlatır tarzın vardı ve şimdi artık soru sorarak anlatmaya evrilmiş. 

Hep direkt olmaya çalışıyordum. Bu sefer sözler daha dolaşıyor gibi. Beni değiştiren bu konuda aldığım bir eleştiriydi. Daha derin sözler yazmak için daha fazla kafa yordum diyebilirim. Aklıma  bir şey söylemek geliyorsa, onun daha estetik daha edebi bir yolu var mı diye daha fazla düşünüyorum.

Diğer albümlerimden farklı oldu diyor musun “Ben Sizden Kaçtım” için?

İşte bu konuştuğumuz söz meselesi var. Kayıt-prodüksiyon meselesi var başlı başına. Daha fazla deneyim kazandığım için mixler farklı diyebilirim. Müzikal olarak daha ana akım parçalar var. Arabeske giriyoruz biraz, girer gibi yapıyoruz ama damar bir arabesk değil tabii ki. Arabeskten elementler içeriyor.

bilgi müzik label ile ilgili görsel sonucu

Bilgi Music Label hakkında bilgi verebilir misin? İhtiyaçtan mı ortaya çıktı yoksa hep yapmak istediğin bir proje miydi?

Bölüm içinde konuşulmuştu daha önce. Yapılsa ne iyi olurdu diye ama atıl durumda olan bir paylaşım platformu olarak duruyordu. Blog gibiydi. Aktif olacak diye bir ümit vardı ben öğrenciyken. Sonra 2-3 albüm ordan çıktı ve kaldı. Tekrar aktif hale getirilmek isteniyordu. Ateş ve ben de hem iş arkadaşım, hem arkadaşım hem de menajerim olduğu için, ben de o dönemde hiç bir plak şirketiyle anlaşamadığım için nasıl bir alternatif üretebiliriz diye düşündük. Sonra Bilgi Music Label var bunu aktif hale getirsek dedik. Ateş kendi aldı onu geliştirdi ve üniversite ile anlaşarak dijital dağıtım yapabilir hale getirdi. Sonrasında da durum bu.

Türkiyedeki bağımsız müzisyenler bir araya gelip örgütlenseler bu genel sorun çözülmez mi? Ya da dışardan Bilgi Music Label’a katılım yapabiliyorlar mı?

Şu an için değil, olması da uzun sürebilir. Bu oluşum sadece Bilgi öğrencileri, mezunları ve akademisyenlerine açık. Bu da kapasitesinden dolayı şu an böyle. Dışarıya açılabilmesi için ayrı çalışan bir şirkete dönüşmesi gerekiyor. Şu an bir şekilde idare ediyoruz ama biz de idari işlerle uğraşırken yetişmemiz mümkün değil. Ama bu üniversitenin bundan gördüğü sonuca bağlı olarak değişebilir.

Türkiye’deki bu politik dönemde üretim süreci ve konserler hakkında ne düşünüyorsun? Süreç yerli müziği ivmelendirdi mi sence? Şu an yerli sahneye daha fazla ağırlık veriliyor gibi sanki?

Ben zaten bu lansmana kadar, albüme zaman ayırabilmek için konsere ara vermiştim dolayısıyla beni bu durum etkilemedi. Çünkü hiç deneyimim olmadı. Üretim konusuna gelirsek ne kadar şartlar namüsait olsa da hayat durmalıymış gibi gelse de ben daha da asılıyorum müziğe Hayat durmamalı diyebilecek insanlar bence üreten insanlar. Ürettikçe hayatta olduğumu hissediyorum. Yani üretim sürecinde motive ediyor beni ama doğal olarak ürünün içeriğini karanlık bir yere kaydırıyor. Ben içimde bulunduğum durum ile ilgili müzik yapan bir insan olduğum için durum bende böyle ilerliyor. Yani daha fazla müzik ürettiğim ama daha karamsar içerikli ürettiğim bir yöndeyim.

Yerli sahneye ağırlık verilmesinde de mutual yaşam gibi bir durum var. Yerli isimler sahne bulamıyordu, sahne bulmasının önü açıldı, iptal edilen konserlerin yerine yerli konser geldiği için mekanlar da sıkıntı yaşamadı. Her iki tarafa da olumlu katkısı oldu. Salon İKSV bir vakıf kuruluşu olduğu için çıkar beklemeden zaten yerli isme çok destek veriyordu. Onların hala böyle devam etmesinde hiç bir tutarsızlık yok. Ama zamanında burun kıvırıp, şimdi iyi ki sahnemizde yer aldınız diye düşünen ticari mekanlar da yok değil tabii ki. Ama tutarlı değil diyebilirim. Bu bizim gibi müzik yapan insanların her zaman işine gelmeli ve tepkisel tavır almayıp, oranın seyircisini kendimize çekmeye çalışmalıyız.

Yerli bağımsız sahne ve Türkiye’de indie kavramının şu anki durumu hakkında konuşalım ki sen de bunun hakkında şikayetlerini ara ara yazıyorsun. 

Ben kavram karmaşasına her konuda karşıyım. Çatala yemek demek gibi bir şey bu durum. Bağımsız gruplar aynı türde müzik yaparak çıktığı için yurtdışında bu kavram böyle genelleşmiş olabilir. Bu yine bir nebze mantıklı. Benzer müziklerin bir arada gruplanması gibi indieciler böyle diye bir gruplandırma yapılıyor olabilir.

Türkiye’deki durum daha farklı ama ortada bir tane bağımsız yokken herkese bağımsız deniyor. Yani 5-10 tane isim var ama janralaşmak için yeterli değil. Mesela önceden plak şirketleri ile çalışıp sonradan bağımsız olma kararı veren müzisyenler de çok değerli. Hep aynı örneği veriyor gibi olmasın ama Gökhan Türkmen kendi şirketini kurdu ve ordan albümlerini yayınlıyor. Bu bir bağımsızlaşma girişimi Keza Bedük öyle. Peyk var bağımsızlığın önde giden isimlerinden.

Bir de hiç bir zaman bağımsız olmamış, her zaman bir plak şirketi ile çalışmış olup, hatta ilk albümünü major şirketten çıkarmasına rağmen “indie” olarak geçiniyor olunması bana hakaret.

Dijital müzik platformları hakkında ne düşünüyorsun? Müzikte dijitalleşme sürecinden memnun musun? Digital albüm yapmanın ne gibi artı ve eksileri oldu senin için?

Ben bunu tabi ki kıyaslayamıcam. Ben doğrudan dijital müziğin içine çıktığım için ve onu gelecek gördüğüm için başından beri eskiye göre nasıl etkilediğini kıyaslayamam. Artık herkesin sonunda farkına vardığı bir durum var. Şimdi olay Spotify deme noktasına geldik sonunda. Ben önceden bunu düşündüğümde illa CD formatında da basılsın diyen müzik grupları vardı.

Son albümle aynı isimli bir de bloğun var. Yılın en iyi alternatif müzik yayımcılığı listen de var orada. Peki bir müzisyen gözüyle Türkiye’de müzik yayımcılığı hakkında ne düşünüyorsun? Gerçekten kaliteli müzik yayımcılığı var mı Türkiye’de?

Aslında o yazımda biraz sataşma da var. Nitelik olarak yayıncılığı zayıf buluyorum. Açık konuşayım bu ülkede müzikolog yetiştiren okullar da var ve bu insanlar neredeler diye soruyorum. Büyük cümleler kurmak istemem ama dediğim anlamda tüm teorileriyle inceleme yapan bir müzik yazarı yok heralde. Daha spesifik janralarda var. Mesela caz ve klasik gibi ama onlarda övgüye kaçıyor. Yüz yüze gelme ihtimali varsa yazdığı kişiyle, “elinize sağlık” denip geçiliyor. Müzisyenlerin bir çoğu da buna açık değil gerçi.

İlgimi çeken yayınlar var, takip ediyorum her yeri ama parmakla göstereceğim bir yazar yok. Yabancı basını takip etmek için de zamanım yok. Mesela ben müzik okumadan önce arkadaşımla bir albümü aynı anda açıp dinlerdik msn’den aynı anda tepki verebilelim diye. Beni çok geliştiren detaylı bir süreçti bu. Bu dinleme şekli ve kültürü olsa yazmak için bir müzikal eğitime de o kadar ihtiyaç duymaya gerek kalmaz.

Zaten bence dinleme kültürü çok zayıf. Pek çok müzisyen “sahnede telefonları ellerinden bırakmıyorlar, bağırarak sohbet ediyorlar” diye şikayet ediyor ama ne bekliyorlardı ki. Bir dinleme kültürü yok ve sen onlardan da öyle dinlemesini hiç istemedin ki. Sen müzisyen olarak her şeyini çekip paylaşırsan onlar da seni örnek alırlar yani.

Son zamanlarda keşfettiğin yeni albümler / müzisyenler oldu mu? 

Kayıtlara başlamadan önce Moddi’nin albümünü dinliyordum, kayıtlar başladıktan sonra Sezen Aksu’nun son albümü oldu. Sonrası yoğunluk. O yüzden çok kulak kabartamadım. Geçenlerde bir kür yaptım, yeni ne çıktıysa dinledim. Neyse‘den Erkan Oğur‘a, İlk Atlas‘tan Ferman Akgül‘e kadar baya dinlemişim aslında. Ama ezberleyip, öğrenip, üstüne konuşacak kadar dinleyemedim. Bir şeyin ilgimi çekmesini bekliyorum. Next next next…

Gelecek planlarından bahseder misin biraz, ne gibi Can Kazaz projeleri bekliyor bizi?

Bundan sonraki ilk planımı söylemeyeyim çünkü konserlerimi blok halinde duyurmak istemiyorum ama sezon kapanmadan bir kaç konserim var.