Eğlenceli ve nevi şahsına münhasır üç yetenekli müzik adamı Hakan Özer, Erol Çay ve Ömer Ahunbay ile Jingle House’ta bir araya geldik. Bir süredir neler yaptıklarından, son dönemdeki yerli müzik piyasasından, yayınladıkları LP’den ve Rebel Moves’un aslında ruh haline göre gelişen, üreten ve çevresinden aldığı elektrikle kendini paylaşıma açan bir oluşum olduğundan bahsettik. Uzun bir aradan sonra 25 Mart Cumartesi günü Babylon Bomonti’de sahne alacak olan Rebel Moves’un, içerisinde biriktirdiği enerjiyle, tek gecelik bir festivale hazır olun!..

Rebel Moves by Cem Çelik

Rebel Moves bir süredir nerede? Aslında hep birlikte ama biz sizi göremiyoruz. Hepinizden, ayrı ayrı bu süreçte neler yaptığınızı dinlemek isteriz.

Erol Çay: Ben Güney’deyim. Orada Cazgara diye bir grup kurdum şimdi. Kontrbas, saksafon, ben gitar-saz, perküsyon-vokal. Caz standartlarında, türkülerle karışık, canlı müzik yapmaya çalışıyorum orada. Dağda, köyde, Kaş’ın tepesinde yaşıyoruz ailemle. Onlar burada İstanbul’da.

Hakan Özer: Bizde burada yaklaşık bir 30 senedir Ömer’le beraberiz. Bize de tuhaf geliyor bu durum. Reklam müzikleri, film projeleri, film müzikleri devam ediyor. Bir süredir kaşınıyoruz böyle hadi Rebel yapalım diye. Bir araya gelelim deyip, ufak tefek denemeler yapıyoruz. Bizim Rebel Moves’u özlememiz gerekiyor ki bizi bir araya getirsin. Yoğun bir çalışma hayatımız olduğu için, Rebel’e aslında çok fazla vakit ayıramıyoruz. Grubun kuruluşu da zaten…

Ömer Ahunbay: 2001 krizinde işler durdu, Rebel Moves oradan kuruldu aslında.

Erol: Bize bir kriz gerekiyor, birimizden birinin bir krize girmesi gerekiyor. Maddi-manevi.

Ömer: Aslında çok yoğun bir çalışma sistematiği var burada. Bir yığın adam, bir yığın besteci, bir yığın proje. Projeleri zamanında yetiştirme, her projeye ayrı ayrı özen göstermek gerekiyor. Gerek besteci olarak, gerek müzik prodüktörü olarak, Hakan da ben de bunun üzerinde durma mecburiyetindeyiz. Konsantrasyonumuzu Rebel’e tam olarak veremediğimiz zamanlarda, yapmayalım diyoruz. Yaptığın işe çok fazla konsantrasyon vermediğin zaman, o işten çok fazla hayır gelmiyor. En son 2015 Mayıs’tı çaldığımızda; 2015’te baya bir çaldık. Farklı müzisyenlerle 10 tane kadar session yaptık. Sonraki dönem, pek içimizden de gelmedi. Biraz içten de gelmesi gerekiyor ama bu günlerde içimizden geliyor galiba.

Rebel Moves by Cem Çelik

Rebel Moves, reklam sektörü kalıplarına, kalıplamış müziğe inat bir asi hareket olarak, sahnede hep şaşırttı. Uzun bir aradan sonra Rebel Moves V2017’de nasıl bir hissiyat var tüm olanlara karşı?

Ömer: Valla biz de şimdi son 24 saatten beri bir arada olduğumuz için, hissiyatın nasıl olduğunu grup olarak söylememiz pek mümkün değil. Ben kendi adıma düşünecek olursam, “battı balık yan gider” diye bir laf vardır hani. Bu saatten sonra sosyal hayat veya Türkiye ile alakalı çok fazla detayı düşünmeden, aslında yapmış olduğumuz bütün projelerde ve eserlerde lokal değil de; mümkün olduğu kadar hep global düşünmeye gayret eden insanlarız. Türkiye’nin de kendine has dertleri var ama dünyanın da kendine has dertleri var. O global dertler de her geçen gün katlanıyor ve artıyor. Özellikle çevre anlamında, ben özellikle kafayı oraya takmış vaziyetteyim. Yani ne olacak bu gidişatın sonu şeklinde bir bakış açım var.

Erol: Valla şu an herhangi bir konser olsun, herhangi bu tarzda etkinlik olsun yapabildiğimize şükretmek gerekiyor gibi bir durum var. Korkutucu bir durum var aslında;  şu an için yaşadığımız çevrede, ülkede, dünya da zaten öyle. Onun için hareket yapmak gerekiyor. Nerede hareket, orada bereket.

Rebel Moves by Cem Çelik

2013 yılında Refresh the Venue’de, “Kimileri Bir İleri”nin lansman konserini gerçekleştirdiniz. Bu performansınız nedense bana Kraftwerk’ün Akdeniz kıyılarına çarpmış halini çağrıştıryor. Performansta kullandığınız görseller, daha elektroniğe kayan bir çizgide. Analog synthler de kullanmayı seviyorsunuz. Müziğinize elektronik tınıları katmanıza sebep olmuş, beğendiğiniz isimler kimdir bu alanda?

Hakan: Aslında “Bugün oturup hiç şöyle bir müzik yapalım.” dediğimizi hiç hatırlamıyorum. Rebel’le ne zaman ortaya bir şey çıksa, o büyülü bir şey gibi ortaya çıkıyor. O zaman nasıl bir müzisyen tayfası var, yani kiminle çalışıyorsak bir sound oluşturuyorduk. Tabii ki son dönemde Ömer, ben ve Erol üçümüz baş başa Rebel’i tekrar canlandıralım dediğimizde; zaten çocukluğumuzdan beri dinlediğimiz, elektronik müzikle iç içeydik. Neden olmasın… O set-up kendi kendine oluştu açıkçası. Burada biraz Ömer’in de etkisi var, o kendisine elektronik bir set-up oluşturmaya başlamıştı. Ben de zaten analogların hastasıyım, çocukluğumdan beri ilgi alanıma giriyor. Elektronik bir set-up oluşturduk, bir de böyle bir şey yapsak nasıl olur acaba derken ortaya çıktı.

Ömer: Bizim Hakan’la çok eskiden China Band diye bir grubumuz var. China Band de, Türkiye’nin ilk davulcusuz grubudur. Tamamen drum machinede, 80’li yıllarda boy gösteren bir dünya. Hakan aslında kendisi itiraf etmese de, Depeche Mode dünyasının önemli bir ismidir. Bana gelince, ben hep o an ki durum neyi gerektiriyorsa, odur durumundayım. Doğruyu söylemek gerekirse, son 6-7 seneden beri teknolojinin getirdiği imkânlardan da faydalanarak, gittikçe daha fazla elektronik müziğe ilgim arttı. Onları da bir şekilde bizim soundun içerisine katabilir miyiz diye düşündük. Orada ikimiz bir aradayken başka bir şey ama Erol bir çeşni, baharat gibi.

Erol: İlla elektronik diyorsan, esas olay en çok Hakan’a kayıyor. Ben daha çok Frank Zappa falan, Asya, etnik.

Otomatik alternatif metin yok.

Elektronik müziğin gittikçe ana akıma kaydığı bir dönemdeyiz. Sizden de tamamen elektronik bir albüm dinlersek, çok değişik olabilirdi gibi geliyor… Bu arada var mı yeni albüm çalışmaları?

Ömer: O hep var. Son 5-6 sene içerisindeki buluşmalarımızdan, bizim herhalde hali hazırda 100 küsur saatlik bir kayıt malzememiz var. İçinde ciddi materyal var. Hala geçtiğimiz yıllarda yaptığımız sessionlar sonucundaki çalışmalardan da çıkan bir malzeme var.

Erol: Bitmiş parçalar var. Sahnede kullandığımız ama albüme girmemiş.

Ömer: Hakan’ın zaten Haximum Project kapsamında dağ gibi malzemesi var. Herhalde bir 50 parça vardır.

Hakan: Birkaç albüm var yani.

Ömer: İki albümden seçtiğimiz parçalardan bir tane LP çıkardık.

Hakan: Tabii iki albüm olduğu için Best Of diyemedik, All The Best dedik.

Ömer: Sessionların düzgün kayıtları olsa, onları yayınlamak çok güzel olurdu. Onları hem ses olarak iyi kaydedemedik, hem görüntüsü az.

Ama bizimle paylaşmak istemiyorsunuz?

Ömer: Paylaşmak dediğiniz hikaye aslında ciddi anlamda paylaşabileceğinizi hissettiğiniz andır. Paylaşmak tamam ama günümüzde herhangi bir müzik eserini insanlara duyurabilmek için gösterilen çaba, işin music business tarafı o kadar acayip farklı bir dünya haline geldi ki; belki de gözümüzde o büyüyor açıkçası. Bir de tabii ki 2013’teki albümden dolayı biraz ağzımızın yanması. Biz tam albümü çıkardık, sonrasında bir yığın olaylar, bütün konserler iptal. Bu birazcık küstürmedi diyemeyiz. 2014-2015’teki sessionlar, belki de materyal toplamak için bir durumdu. Belli olmaz kim bilir bu yaz, bu Eylül, bu Ekim, bu Kasım, bu Aralık, önümüzdeki Ocak… Çok ruh haline bağlı şeyler.

kimileri bir ileri rebel moves ile ilgili görsel sonucu

Kimileri Bir İleri’yi farklı coğrafyalarda kaydetmiştiniz mesafelerden dolayı. Hindistan, Trakya vb. Bunun hissiyat olarak ve teknik olarak ne gibi artıları eksileri oldu?

Erol: Sadece stüdyoya bağlı şekilde değil de, mobil stüdyo şeklinde kayıt aldık. Bizim evde yaptığımız kayıtları da kullandık. Biz öyle çıkıyoruz; o an ilk ne çıktıysa, yanlış bile olsa; daha doğrusu enerjisi ne ise onu kullanıyoruz.

Hakan: Evde de kaydettik, bir mobil stüdyo oluşturduk. Sağ olsun teknoloji. Erol’un evinde aslında epey güzel günlerimiz geçmedi değil.

Erol: Hindistan’da kendi çektiğimiz videolar oldu. Yine orada, kendi aramızda parçaları geliştirdik.

Hakan: Yani aslında şöyle söyleyeyim Erol Hindistan’da çok zaman geçirdi. Sanki bizim için ikinci vatanı falan gibi bir şey.

Erol: Almanya’dan sonra üçüncü…

Hakan: Hindistan deyince, benim aklıma Erol gelir mesela. O coğrafyanın, o tarafın kültürleri de zaten fırsat buldukça, parçaların içerisinde hissettiriyor kendisini. Bugün yurt dışına ya da herhangi bir yere gidiyorsun; şu çevreden çıktığın anda zaten yepyeni bir enerji ile tanışıp, takılıyorsun.

Ömer: Coğrafyanın her noktasının ayrı ayrı algı noktaları var. O ilhamın ne zaman nerede geleceği belli olmuyor. Allah’a çok şükür, bizde ilham dokunsak geliyormuş gibi bir durum var. Onun tadı ve kokusu bulunduğun coğrafyayla doğru orantılı. O gün yediğin yemekle, o gün aldığın havayla, o gün birileriyle nasıl bir sosyal ilişki kurduysan, onlarla alakalı bir şey. Çok hesaplanmış bir şey değil; bazen de hiçbir şey çıkmayabiliyor.

Erol: Son zamanlarda yeni parçalar paylaşmış olsaydık belki daha fazla agresif bir şeyler çıkmış olabilirdi ama çıkamıyor. Zaten söylesen ne olacak. Boşver durumu da değil tabii ki. Herhalde sineye çekip, zamanı beklemek gibi bir şey.

Hakan: Gerçekten şartlar bizi bir şekilde, bir noktaya getiriyor. Biz gerçekten çalmaya, sahnede olmaya, parçaları insanlarla paylaşmaya bayılıyoruz. Hakikaten bu işi çok ciddiye alıyoruz, çok çalışıyoruz. Biz aslında baya direndik. Konserlerimiz sürekli iptal oluyordu, orada motivasyonunu kaybetmemek çok önemli. Epey ona direndiğimizi hatırlıyorum.

2000’lerde kurulmuş olan başka bir yerli grup Gevende’de kimi zaman kendi yarattıkları dilde şarkılar besteliyor. Bu durum Rebel Moves’ta da geçerli. Bazen anlamı olan kelimelerin farklı yerlere çektiği fakat aslında o anlık bir tınıdan ibaret olan sesler müziği daha çok mu besliyor ya da ön plana çıkarıyor?

Hakan: O tamamen Erol’la ilgili.

Erol: O an söz çıkmıyorsa, melodi yakalamak için fonetik bir şeyler atıyorsun. O dursun orada, sonra işte Türkçe-İngilizce hangisi uygun olursa deniyoruz. O kadar güzel fonetik geliyorsa genelde bırakıyoruz ki; çoğunda bıraktık, bırakmışız yani kule kule kule bandaree…

Hakan: Ben bir gün Bandare için oturup, 4-5 saat şurada zaman harcadığımızı hatırlıyorum. Böyle “Hadi hadi hadi gel gayri” filan gibi ama bu kaçıncı saati bilmiyorum yani. “Hadi gel gayri, hadi…”  sonrasında, biz de tamam bu böyle kalsın dedik. Bazen de böyle o oluyor, öyle kalıyor.

Ömer: Bazen de Hakan bir ritm yazıyor, bir şey yazıyor. Onlar öyle takılırken falan benim aklıma öyle geliyor “tıtıtııtıtı” yazıyorum; bitti ama bir daha aynı şeylerin üzerine oturup çalışsam mümkün değil.

Hakan: Böyle bir şey iniyor ona; görünüyor. Bir aradayız ama iletişimi kaybediyor. Hafif kaybetmiş gibi, burada değilmiş gibi. Ona iniyor herhalde o sırada. Çok sevdiğim büyülü anlarımızdan biri o, yazma anı. Sonra sadece kayıta gidiyor.

Ömer: Bazen de ne yaparsan yap, hiç zorlamaya gerek yok. Zaten zorlamaya başladığın andan itibaren, iş samimiyetini kaybetmeye başladığından dolayı o noktada yine samimiyeti en fazla kaybeden ben oluyorum.

Rebel Moves
Credit: Cem Çelik

Son dönemlerde ülkenin içerisinde bulunduğu durum her şeyi etkilediği gibi müzik sektörünü de etkiledi. Negatif birçok etkenin yanında, yerli müzik sahnesi son dönemde yükselişe geçti. Genel olarak içerisinde bulunduğumuz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?  Sizce bu süreç, İstanbul müzik sahnesine neler katıyor, neleri götürüyor?

Ömer: Ben açıkçası yabancıların gelmemesine üzülüyorum ama yerli grupların çıkmasına da çok çok seviniyorum. Türkiye’de yaklaşık olarak son 7-8 seneden beri, müzik camiası gittikçe içeri doğru kapanmakta ve bildiğimiz popüler müzik dünyasının kendi içerisindeki kısır döngüsünden dolayı birtakım ciddi problemler var. 90’lı yıllarda, 2000’lerin başında birçok genç insan meşhur olmak için müzik yapardı. Maalesef. Günümüzde artık müzik yaparak zengin olamayacağını, meşhur olamayacağını bilip; sadece ve sadece müzik üretmek üzere konsantre olmuş onlarca grup var. Bu grupların yaptığı işler çok samimi olmaya başladı ve özellikle şarkı sözlerindeki değişim, şarkı sözlerindeki güzellik tadından yenmez hale gelmeye başladı. Bu bir underground akım olarak başlamasına rağmen, sadece internette, sadece Sofar’dan çıkan bir yığın grup zaman içerisinde, kendisine dinleyici kitlesi edinmeye başladı. Geçen sene Zeytinli’de çok meşhurların yanında, çok yeni gruplarda vardı. Bu şunu gösteriyor ki, aslında müzik susturulamaz. Müzik sürekli olarak birileri tarafından üretilecektir. Paylaşım dünyasında birtakım sıkıntılar var. O paylaşım dünyası da günümüzde, internet vasıtasıyla o sorununu halletmiş olduğunu görüyoruz. Ben Türkiye’den, yapılacak müzik anlamında ümitliyim. Şu an Türkiye’de hiç satılmadığı kadar çok piyano, gitar, davul satılıyor. Birileri bu aletleri alıyor ve bunlarla çalışıyor. Şu çevrede, Levent’te yüzlerce müzik okulu, müzik kursu var. Birileri müzik yapma hissiyatında ve arzusunda. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmadığı kadar çok konservatuar var. Okulların, üniversitelerin müzik bölümleri var. Ses mühendisliği bölümleri var. Bütün bunlar aslında birilerinin talebi olduğu için varlar. Huninin bu tarafı bu kadar doluyken, buradan yavaş yavaş bile aksa ki akması gayet normal ve günün birinde, o huninin deliği genişleyecek tabii doğal olarak.

Son dönemdeki yerli isimlerden sizin beğendiğiniz isimler var mı?

Ömer: Tamam, Gevende’ye son dönem demiyoruz artık. Ben Adamlar’ı çok beğeniyorum. Yüzyüzeyken Konuşuruz, Son Feci Bisiklet. Şimdi ismini hatırlayamadığım onlarca grup var. Son iki seneden beri Roxy Müzik Günleri’nde o kadar güzel ekipler var ki yepyeni. Taze sözler, taze fikirler. Tabii bir çeşitleme yok. Genelde hep alternatif müzik dünyası içerisinde bunlar. Mesela ciddi bir hip-hop sahnesi var ama ortalıkta yok. Hip-hop seven çok insan var ama ismi geçen 2-3 kişi var. Hâlbuki hip-hop yapan çok genç insan var ve elektronik müzik de öyle. Girin Soundcloud’a, onlarca Türk elektronik müzik üreten insan var. Bunlar çok pozitif şeyler. Tabii ki teknolojinin ucuzlamış olması da, insanlara müzik yapma avantajları sağlıyor. Ben üretim anlamında çok karamsar değilim açıkçası.

Hakan: İsim konusunda çok kötü durumdayım. Mesela bir kız var onu beğeniyorum. Kalben. Ben hep böyleydim isimler, grup isimleri konusunda… Varsa yoksa Depeche Mode.

Uzun bir aradan sonra bu Cumartesi akşamı Babylon’da sahne alacaksınız? Bizi neler bekliyor?

Ömer: Babylon bizim ilk göz ağrılarımızdan bir tanesi. 2000’li yılların başlarında, baya bir Babylon geçmişimiz var. 2005’e, 2006’ya kadar hep senede bir iki defa çalma şansımız olmuştu. Üstelik de yeni bina çok sevdiğim, yeni ve çok güzel bir sahne. Çok heyecanlıyız açıkçası.

Erol: Heyecanlıyız ve birkaç parça da tabii ki yeni versiyonları çalacağız.

Hakan: Aslında 2013’te yapamadıklarımızı, bir türlü yapamadığımız şarkıları, biraz toparlayıp şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz gibi bir durum aslında.

Erol: Görsellerimiz de olacak, ışık elemanlarımız da olacak. O zamanlar kurulan bir ekibimiz var, içlerindeki enerjiyi bir türlü atamadılar.

Hakan: Bu bir ekip işi; görseli, ışığı, tekniği ile kalabalık bir kadro.

Ömer: O zaman çok emek vermişlerdi ve şimdi onlar da en az bizim kadar heyecanlandılar. Aslında onlardan böyle bir teklif geldi. Şu yapamadıklarımızı, Babylon’da canlandırsak mı acaba diye? Biz de hemen tabii dedik.

Erol: Bunun arkası da gelir şimdi. Önümüzdeki birkaç ay karışık yine, bakalım hayırlısı.

Son olarak eklemek istedikleriniz…

Ömer: Sonuç olarak biz de insanız. Türkiye’deki her şeye karşı da hepimizin ayrı bir duyarlılığı var. Bir yanda çok kötü şeyler oldu, bu anlarda bir yanda sahnede tutup da müzik yapmak çok keyifli bir şey de değil. Üstelik biz hakikaten eğelenerek bu işi yapmayı sevdiğimiz için, bari bir şey yapıyorsak orada tadını çıkaralım yani. Yoksa da yapmayalım.