Abstraxion olarak bilinen Fransız prodüktör Harold Boué ile geçtiğimiz haftalarda Babylon’da gerçekleştirdiği performansı sonrasında, ufak bir söyleşi gerçekleştirdik. Harold küçükken içinde yaşadığı Woodstock deneyimini, bir enstrüman olarak kendi sesini kullanma tercihini, çok konuşulan LAB partilerinin hikayesini bizimle paylaştı.

Not: Bu röportaj Abstraxion’ın Kasper Bjorke ile gerçekleştireceği sürprizleri içerir.

Abstraxion ile ilgili görsel sonucuMüzikle olan ilk temasından bu yana, seni bugün Abstraxion olarak yaratmaya iten neydi?

İlk EP’mi 2005 yılında yayınladım. Bu kendi plak şirketim Biologic Record’u kurduğum zamanlardı. O zaman plak şirketini kurma amacım, sadece kendi müziğimi yayınlamaktı. Bundan birkaç sene sonra başka sanatçılar için de müzik yayınlamaya başladım. Babam bir müzisyendi ve etrafım müzikle çevriliydi. Woodstock ruhu her yerdeydi; her gün Jimi Hendrix deneyimi yaşamak gibiydi. Bu durumda müzisyen olmak doğal bir süreçti ama ben daha farklı bir yönde ilerledim. Bu farklılık elektronik müzik oldu.

Babanın Woodstock ruhundan etkilendiğini söylemiştin. Bir grupla canlı müzik yapmak yerine elektronik müzikle ilerledin. Bu süreç nasıl gerçekleşti?

Farklı bir şeyler yapmak istedim. Eskiden daha farklıydı ve rock müzikle, elektronik müzik her zaman bu kadar yakın değildi. Biraz buna yönelmenin ilginç olduğunu düşündüm ve belki de daha gençken, 17-18 yaşlarındayken sahip olduğum şeylerden biraz almayım diye düşündüm.  10-11 yaşlarındayken, Fransa’da bir müzik kanalı vardı ve ilham vericiydi. Bu yüzden çevremdeki her şeyin bir karışımı olduğunu söyleyeceğim. Niçin ve neden olduğunu hiç düşünmedim ama bu oldukça doğal gelişti.

Yaratım sürecinde seni etkileyen şeyler nedir?

Bu soruya ikinci albümümle yanıt vermek istiyorum. Bildiğiniz gibi geçen sene yayınlamıştım. Bana ilham veren şey, hayatımda gerçekleşenlerdi. Hayatımda olanlar iyi bir ilhamdı. Seyahat ederken, çok fazla ses kaydediyorum ve tabii ki doğadan etkileniyorum. Hayatla birlikte gelen duygular ve ondan, bundan, şundan alan hisler. Elektronik müziği benim için ilginç kılan organik bir atmosfer yaratmak istiyorum. Bir şekilde bu canlı sesler olduğunda, dokusu organik ve hayat dolu oluyor. Beni ikinci albümümde etkileyenler doğanın, hayatın, aşkın ve ölümün bir karışımı.

Break of Lights ve She Thought She Would Last Forever’da kendi sesini kullandın. Kayıtlarında vokal veya kendi sesini kullanma süreci nasıl işliyor ve ne hissettiriyor?

Ben Caribou’nun büyük hayranıyım. İki yeni müzisyeni dinlerken, kendi sesimi kullanmak konusunda daha rahat hissettim çünkü buna başlamak biraz zor… Şarkıcı değilim ve bugün hastayım. Kendi sesimi bir enstrüman olarak kullanmanın ilginç olduğunu hissediyordum. Gitar ve piyano çalarken, teknik açıdan mükemmel olmayı hiç umursamıyorum; benim umursadığım tek şey laboratuvarda yeni melodiler, yeni sesler bulmakla alakalı. Çalışırken duymadığınız sesleri keşfederseniz, gerçekten heyecanlanırsınız. Benim sesimle yapmak istediğim de aynı şey. Gerçek bir performanstan çok, müziğin atmosferine bir enstrüman gibi bir şeyler eklemek için kullanmaya çalışıyorum.

Harold, sence bir plak şirketi seçmenin önemi nedir? Tüm bu süreç boyunca plak şirketlerinin senin hikayene nasıl bir etkisi oldu?

2005’te başladığımda, amacım kendi müziğimi yayınlamaktı. Ardından farklı plak şirketleri ile anlaşma imzaladım. HAKT Recordings, Marketing ve ilk albümümde Other People (Nicolas Jaar’ın şirketi) ile anlaştım. Böylece bu beni diğer sanatçıların müziklerini yayınlama konusunda rahatlattı. 2012 yılından beri Belçikalı prodüktör DC Salas ile de çalışıyorum. Dediğim gibi 2005 yılında başladığımda amacım müziğimi yayınlamaktı, sonra bu başka müzikler yayınlamaya da dönüştü. Geçen seneden, bu yana her ay yeni müzik yayını yapıyoruz. Bunların arasında hem kendi müziğim, hem de diğer sanatçıların müzikleri yer alıyor. Amacım plak şirketime yeni bir çizgi, yeni başlangıç getirmek. Plak şirketimde, bu ruhu ve müziği canlandıran sanatçılarla, yeni isimlerle yayın yapıyoruz. Bu bir hedefti ve biz hala her ay bir şeyler yayınlıyoruz.

Abstraxion ile ilgili görsel sonucuJohn Talabot, Roman Flügel ve daha pek çok kişi ile Marsilya’da gerçekleştirdiğin LAB partileri fikri nasıl ortaya çıktı?

Üç yıl önce, 2014’te residenttım. Carte Blanche yapmak için bir şansım oldu, bu istediğim sanatçıları davet edebileceğim anlamına geliyordu. O zaman John Talabot’u davet ettim ve aynı zamanda birçok arkadaşım etrafımdaydı, normalde göremediğimiz ama Kuzey Avrupa’da görebildiğimiz elektronik müzisyenler ile çevriliydim. Asıl hedef bu sanatçıları Marsilya’ya getirmekti çünkü onları orada dinlemek istiyorduk. Bazıları iyi arkadaşlarımdı, o yüzden ilk başta daha kolay oldu ve bazıları ile de sonradan tanıştık. Bu bir aile tecrübesine benziyor, hafta sonu boyunca sanatçı ile birlikte kalıyoruz.  Bazen bütün bu ekip bir arada, yeni şarkılar ortaya çıkarıyor. Bu süreçte iyi arkadaşlıklar kurduk. Kasper Bjorke’ü de davet ettim. O da zaten arkadaşımdı, birlikte büyüdük. Panorama Bar’ın resident DJ’lerinden biri olan Massimiliano Pagliara’yı davet ettim. O da oldukça iyi biri ve iyi bir arkadaş. Geçen ay Ripperton’u davet ettim ve önümüzdeki ay Virgina’yı davet edeceğiz. Bunlar oldukça iyi bir tecrübe oluyor. Chloé‘yi de Haziran’da davet edeceğim. Daha birçok muhteşem isim gelecek…

Abstraxion cephesinden bizi bekleyen yeni gelişmeler, sürprizler var mı? Yakında yayınlanacak bir kayıt, bir iş birliği ya da bir remix?

Kasper Bjorke ile Nisan ayında yeni bir EP yayınlayacağım. Matin & Nuit; anlamı sabah ve gece. Bu EP’yi, geçen sene Kaspar Bjorke Marsilya’ya geldiğinde yaptık. İki gün kaldı ve üç parça oluşturduk. Bu gerçekten harikaydı. Mart ayında Nathan Surreal’den bir EP gelecek ve daha pek çok sürpriz var…