Charles Moriarty, Amy Winehouse’un ender olarak bilinen fotoğraflarının öyküsünü anlattı. Moriarty, “Before Frank” diye adlandırdığı ve Amy’le geçirdiği günlere ait fotoğraflardan oluşan bir seçkiye yer verdiği bir kitap yayımlamıştı.

2003 yılında bir arkadaşı Charles Moriarty’den Amy Winehouse isimli bir solistin fotoğraflarını çekmesini istediğinde, Moriarty’nin 19 yaşındaki bu özgüveni yüksek, dobra kızın ileride büyük başarılara imza atacağına dair en ufak bir fikri dahi yoktu.

Before Frank
by Charles Moriarty

İkilinin aralarındaki ilişki, İrlandalı fotoğrafçının, Amy’nin ilk albümü Frank’in kapak çekimlerini üstlenmesiyle birlikte başlamış ve kısa sürede yakın bir dostluğa evrilmişti. Moriarty iki yıl sonra ülkesine dönüş kararı alınca, iki dost ayrı düşmüş ve Moriarty Londra’ya tekrar adım atana kadar da işler –en azından Amy cephesinde- epey farklı bir boyut kazanmıştı. Çünkü yakın arkadaşı, genç Amy, artık star Amy Winehouse olarak tüm dünyada tanınıyordu.

Geçtiğimiz sene, Amy’nin 2011 yılında aramızdan ayrılışının üzerinden neredeyse altı yıl geçmişken Moriarty, “Before Frank” diye adlandırdığı ve Amy’le geçirdiği günlere ait fotoğraflardan oluşan bir seçkiye yer verdiği bir kitap yayımlamıştı.

“Before Frank” bir ikon haline gelmiş Amy’nin 50’den fazla fotoğrafının yanı sıra, Dazed’in kültür sanat editörü Asleigh Kane’in kaleme aldığı bir giriş yazısı ve Amy belgeselinin yönetmeni Asif Kapadia’nın son sözü ve yazar Martin Belk’le yapılmış bir röportajı da içeren yeni baskısıyla raflardaki yerini almaya hazırlanıyor.

Kitabın genişletilmiş baskısı şerefine “Dazed”, Charles Moriarty ile bir röportaj yaptı. İşte Charles Moriarty’nin Amy Winehouse’la ilgili düşünceleri, anıları ve itirafları…

Amy’le nasıl tanıştınız?

Charles Moriarty: Tyler James’i ikimiz de tanıyormuşuz. Bir gün Tyler bana “Bir arkadaşımın fotoğraflarını çeker misin? Çalıştığı fotoğrafçılarda aradığını pek bulamadı da,” dedi. Ben de kabul ettim. Ne zararı olurdu, değil mi? O zamana kadar sadece arkadaşlarımın partideki hallerini fotoğraflıyordum zaten. Kendimi bir “fotoğrafçı” olarak görmüyordum.

Derken bir gün benim evimde, mutfakta oturuyorduk. Amy bana dinlemem için kaydettiği şarkıları getirdi.Bilirsiniz, kimin fotoğraflarını çekeceğime dair bilgi edinmem gerekiyordu. Amy’nin o gün makyaj kutusunu çıkarıp karşımızda süslenip püslendiğini hiç unutmam.Sonra dışarı çıkmış, bir dükkandan bir şişe şarap kapıp Princess Sokağı’na doğru yürümüştük. Sanırım 20 dakika içinde Frank’in albüm kapağı çıkmıştı. Sonra Brick Geçidi’nde, kitabın kapağındaki fotoğrafın çekildiği yer olan Grimsby Sokağı’nda filan dolanmıştık.

O zamanlar sizin de yerel bir fotoğrafçı olmanız ona çekici gelmiş olabilir mi?

Charles Moriarty: Diğer fotoğrafçılarla neden sorun yaşadığını biliyorum. Onlarla uğraşmak istemedi çünkü. Fotoğrafçılar genelde birtakım şeyler dayatırlar. Amy de bundan hiç hoşlanmadı. Çoğunlukla kendi çevresinin bir parçası gibiydi. Bilirsiniz, etrafındaki insanlar, Camden’da yaşayan kişiler vs. Onlarla gerçekten bir bağı vardı. Sadece Camden’da bir barda çalıp hayatı boyunca mutlu olabileceğine inanıyorum.

Before Frank
by Charles Moriarty

Amy ile çalışan insanlar, genelde onun karizmasından çok etkilendiklerini söylüyorlar. Bu konuda neler söyleyebilirsin?

Charles Moriarty: Evet, Amy epey dışa dönüktü, samimiydi. Ama aynı zamanda ikimiz de biraz sinirliydik. Haliyle hep bir adım geride durma gibi durumlar olurdu. Ama kibardı, bilirsiniz. Kibar bir insandı, cömertti. Ona dair bu kadar harika olan ne varsa, fotoğraflarda kolaylıkla görüyorsunuz zaten.

Çekilen fotoğraflar herhangi birinin olabilirdi, saklı bir anlatısı yok çünkü. Sadece bir müzisyen olduğuna işaret eden bir gitar var, o kadar. Senin için Amy’e sadece bir insan olarak odaklanmak önemli bir şey miydi?

Charles Moriarty: Amy’e ne istediğini sorduğumda, bana gerçeğe en yakın halini yansıtmak istediğini söylemişti. Müzik endüstrisinde bir kızdan ya da ilk albümünü yayınlayacak birinden ziyade, sadece Amy olmalıydı. Ve fotoğraflara baktığınızda da, sahici şeyler gözünüze çarpıyor. Gençliğin, nahifliğin bir alaşımı gibi. Tabii neredeyse kaybolmaya yüz tutmuş bir gençlik bu. Ama öte yandan bir kararlılık da mevcut. Düşünceli ama şen şakrak. Ve tabii star Amy Winehouse olduğu anlar da var.

Seçkide favoriniz olan bir fotoğraf var mı?

Charles Moriarty: Aslında yıllar içinde değişip durdu. Kapaktaki fotoğraf yıllar boyu favorimdi. Gözlerindeki bakışı ifade etmek çok zor ama tüylerimi diken diken ediyor. Telefon kulübesindeki fotoğraf da bence müthiş. O fotoğrafta harika görünüyor. Güldüğü karelere de bayılıyorum diyebilirim. Benim için her biri birer anı, takdir edersiniz ki. Çoğu insan fotoğrafı sadece bir kare olarak görecek elbette ama benim için bambaşka anlamları var. Onlar benim belleğim.

Sizce onu böylesi bir hedef haline getiren şey neydi?

Charles Moriarty: Bence Amy çok kırılgandı ve insanlar Amy’nin hassasiyetini görüp bunun üzerine fazlasıyla oynadı. Bir magazincinin bir kere evinin dışında beklediklerini, çünkü yeterince bekleyip onu bir şekilde kandırabilirlerse, gazetelere manşet olacak bir şeyi muhakkak yakalayacaklarını bildiklerini söyledi. Bence bu gerçekten çok acı. Bir insanın yaşamına böyle müdahale etmek yani. Amy’nin hayatında her şey mükemmel değildi. Onun eksikliklerinin, sorunlarının onun aleyhine kullanıldığına tanık olmak çok üzücü. Maalesef basının yaşananlardan ders alabileceğini hiç düşünmüyorum.

Before Frank
by Charles Moriarty

Sizce Amy’nin basında çizilmeye çalışılan portresine alternatif bir anlatı sunmak önemli mi?

Charles Moriarty: Amy belgeselini gördüğümde bu kitabı hazırlamaya karar verdim. İnsanların benim bildiğim Amy’i de görmelerini istiyordum çünkü. Amy’nin basındaki imajı, benim hiç tanık olmadığım bir hali. Bu yüzden bir tür denge yaratmak çabasındaydım. Bu fotoğraflarla ne yapacağımı öncesinde bilmiyordum. Yıllar boyu bir çekmecenin içinde öylece durdular. Asif Kapadia’yla tanışıp fotoğrafları gösterdiğimde, bu karelerin gördüğü en iyi Amy fotoğrafları olduğunu söylemesi de bu projeye iyiden iyiye inanmamı sağladı.

Amy’le yaşadığınız ve onun karakterini tam anlamıyla yansıttığını düşündüğünüz bir an var mı?

Charles Moriarty: Belli bir anı yok, hayır. Fakat onun o hınzır gülüşünü, bazı fotoğraflarına baktığımda hâlâ duyabildiğimi söylemeliyim. Bir an değil belki, ama bir duygu. Kahkahaya, tutkuya ve gençliğe dair hem de.

Bu yazı Dazed‘den çevrilmiştir.