Slowdive, 22 yıl sonra çıkardığı son albümü ile 90’ların başındaki şaşalı shoegaze dönemini tekrar anmamıza vesile oldu. My Bloody Valentine ise bundan 4 yıl önce “m b v” albümü ile benzer bir etkide bulunmuştu. Shoegaze deyince akla ilk gelen albüm olduğu kuşku götürmeyen “Loveless”, ortaya çıkışından bugüne geçen 26 yılda bir nebze olsun yaşlanmadı. Sonrasında gelen pek çok gruba ve pek çok sefer taklit edilmeye çalışılan sounduna rağmen hala benzeri bulunamayan bir eser.

Bu iki bölümlük yazı serisi, shoegaze akımını ortaya çıkan fikirleri, “Loveless”ın ortaya çıkış hikayesini ve sonrasında grubun yaşadığı zorlukları anlatacaktır.

my bloody valentine loveless ile ilgili görsel sonucu

Shoegaze’in İlk Adımları

“Loveless”ı sadece shoegaze etiketi altında incelemek çok doğru değil. Bugün severek dinlediğimiz pek çok indie grubu etkileyen en önemli albümlerden biridir. My Bloody Valentine’ın, daha doğrusu Kevin Shields’ın bu albümü üretirken yaptığı deneyler, gitar müziğine başka bir bakış açısı getirmiştir. Dahası bu albümün ortaya çıkış süreci, rock müzik tarihinde eşi benzeri olmayan efsanelere konu olmaktadır.

Dikkatle bakıldığında shoegaze’in ortaya çıkışından bugüne iki adet zirve yaptığı görülebilir. Bunların ilk 1990-95 yılları arasındaki ilk dalgadır. Bu dalga zaman içinde brit-pop akımına yenilmiş ve neredeyse bütün shoegaze grupları öyle ya da böyle dağılmıştır. Bu dönemin havasını solumuş pek çok genç, yıllar sonra ikinci akım ile karşımıza çıkmıştır. 2000’ler sonrasında daha düşük yoğunlukta karşımıza çıkan shoegaze, çoğu zaman varolan felsefeye yeni bir bakış açısı getirmek ya da çoğu zaman sadece nostaljik amaçlarla kullanılmıştır. Kevin Shields’ın “Loveless” ile ortaya attığı manifesto, aradan geçen 26 yıla rağmen, hala tam olarak yerini bulamamış gibi görünmektedir.

Johnny Marr ile ilgili görsel sonucu

80’li yıllar Britanya için punk, post-punk ve elektronik pop müziğinin radyolarda bolca yer bulduğu bir dönemdir. 80’lerin tartışmasız en büyük gruplarından biri olan The Smiths’in gitaristi Johnny Marr, 1990 yılında verdiği bir röportajda, 87 yılında gruptan ayrılmasına yol açan sebeplerden en büyüğünün grubun ticari başarısı olduğunu ifade etmiştir. The Smiths, dönemindeki pek çok grubun aksine, bir rock star imgesi ile dinleyicinin karşısına çıkmamıştır. Albüm kapaklarında kendi fotoğraflarını kullanmaktan kaçınmış, tanıtım amaçlı video klip çekimlerinden uzak durmuşlardır. Müziklerinin başarısı, Johnny Marr’ı, kendisini bulmak istemediği kadar popüler bir konumda bulmasına yol açınca, grubun dağılması kaçınılmaz hale gelmiştir.

The Smiths’in bu tavrı shoegaze’in altın kuralı için bir hazırlık gibi görülmelidir. Shoegaze terimini ortaya atan NME gerisi, grupların sahne performansını şu kelimelerle ifade etmiştir: “Gitaristler çoğu zaman sahnede hareketsiz bir postür ile duruyor ve ayaklarının dibindeki pedallara bakıyorlar.” Sonuçta bu isimlendirme, küçültücü bir ifadeyle yapılmıştır ama gösteri yapmaktan uzak bu tavır gerçek anlamda indie müziğin anahtar kurallarından biridir. O dönem müzik eleştirmenlerinin kendilerine yabancı gelen bir durum karşısında nasıl bir tutum sergilediklerine üzücü bir örnektir bu.

My Bloody Valentine’ın ilk EP’leri çıktığı andan itibaren, Brian Eno gibi büyük bir isim bile daha önce ulaşılmamış bir sound ile karşı karşıya olduğunu ifade etmiştir. Shoegaze’in ilk grupları gitar kullanımı konusunda kendince bir takım deneylerde bulunmuştur. Yoğun distorsiyon kullanımı ya da üst üste kaydedilen gitarların ortaya çıkardığı yoğun gürültü bir anlamda sömürülmeye başlanmış, sonrasında ne yazık ki kendini tekrar eden bir hale gelmiştir. Dönemin gruplarının aksine, belirli bir grup elemanın ön plana çıkması engellenmiş, böylece grubun kendi içerisinde bir bütün olması sağlanmıştır. Böylece müzik aletlerinin ve vokalin hepsi aynı potada erimesi, ortaya farklı bir müzik çıkması sağlanmıştır.

Cocteau Twins ile ilgili görsel sonucu

Shoegaze ilk çıktığında benzersiz bir müzik türü gibi görülse de, bu tam olarak doğru değildir. Öncülü olan Cocteau Twins gibi gruplardan aldığı en önemli yönlerden biri teknik anlamda virtüözitenin terkedilmesi gibi görünmektedir. Grubun gitaristi Robin Guthrie, “Kendimi gitarist olarak görmüyorum, gitarı elime ilk aldığım andan itibaren de gitar gibi duyulmasını istemedim. Çok iyi de değilim, sanırım parmaklarım olması gerektiği gibi çalışmıyor. Sadece gitarı elime alırım ve hayal gücümü kullandığım sürece idare ederim. Gitar çalmak için büyük bir virtüöz olmak zorunda değilsiniz.” demiştir. Shoegaze akımının gitar sololarından ya da abartılı bas yürüyüşlerinden uzak duruşunu açıklayan sebeplerden biri de budur.