PAYLAŞ

Jeff Buckley ve sesini bir cümle ile somutlaştırmak gerekirse; iç yakan, buruk ve tatlı bir şarap en doğru tanım olacak belki de. Pek çoğumuzun tadını bile bilmediğimiz bir şarap , leylak şarabı. Soyut olarak ise; bir melek, yüzü ve sesiyle.

jeff buckley tumblr ile ilgili görsel sonucu

Derin Suların Dream Brother’ı

Jeffrey Scott Buckley, 17 Kasım 1966’da Kaliforniya’da doğdu. 60’ların önemli müzisyenlerinden olan Tim Buckley’in ve müzisyen bir annenin oğlu olarak dünyaya gelmesinden ötürü, damarlarındaki kanda doğduğu andan itibaren müzik aktığı söylenebilir. Jeff müziğe ilk adımını, annesinin dolabında bulduğu gitarı çalmaya başlamasıyla attı. Sonrasında ise annesinin piyano eğitimleri geldi.

Babası ünlü bir müzisyen olmasına rağmen Jeff’e müzisyen genlerden başka bir katkısı olmadı. Jeff, babasını yalnızca sekiz yaşında, dokuz gün gördü, yeni yeni görüşmeye başladıkları zamanda ise babası Tim, aşırı dozdan öldü. Babasının gölgesinde kalmadığını söylemek kesinlikle mümkündür.

Hatta Jeff babası hakkında ‘Babamın benim üzerimdeki etkisi, yokluğu. Beni annem büyüttü.’ demiştir. Sadece seneler sonra babasının anısına düzenlenen bir konsere davet edilip, tereddütle de olsa gitmiştir ve ailesini anlatan Tim Buckley bestesi “I Never Asked To Be Your Mountain”i söylemiştir.

Led Zeppelin, Pink Floyd, Jimi Hendrix gibi müzisyenleri dinleyerek ve çeşitli enstürmanları çalmayı öğrenerek büyüdü,Jeff. Lisedeyken bir caz grubunda çalmaya, liseyi bitirdikten sonra da Los Angeles’e giderek, bir otelde çalışmaya başladı.

Orada cazdan rocka, hatta heavy metal’e kadar her türlü müzik yapan grupla beraber çalıştı. Bu gruplarda yalnızca geri vokal olarak yer aldı. Sonra rock geleneğini bozmayarak New York’a yerleşti. New York ona Nusret Fatih Khan ile tanışma fırsatı yarattı, Jeff, Khan’ı idol olarak görmeye başladı. Şehirde, minik kulüplerden birinde çalarken ilgileri üzerine çekmeye başardı ve sonra Mick Grondahl ve Matt Johnson’dan oluşan üçlüsüyle, şimdilerde efsanenin bir parçası haline gelen ‘Grace’i çıkardı.

Sonrasında iki yıl sürecek dünya turuna çıktı. 1995 baharında,bir haber geldi. Piaf, Brel, Cohen, Baez, Springsteen ve Joni Mitchell’e verilmiş olan Academie Charles Cros Ödülü’nü 19 yaşındaki Jeff Buckley almıştı.

jeff buckley ile ilgili görsel sonucu

Yaşamına tek bir albüm sığdırabilmiş olan Jeff’in vefatından sonra da yarım bıraktığı albüm tamamlanıp piyasaya sürülmüştür.

”Sesi ve ruhu o kadar güzeldi ki, Mississippi tanrıçası onun hep yanında olmasını istedi ve Jeff’i bizden aldı.”

2. Albüm çalışması olan ‘Sketches For My Sweetheart The Drunk’ kayıtlarının yarısında Memphis’e gitti, orada küçük bir ev tuttu, yazdı, söyledi ve yine yazdı. Son konseri ölümünden üç gün önce,26 Mayıs’ta bir kulüpteydi. 29 Mayıs 1997 günü, albüm kayıtlarını tamamlamak için yanına gelen arkadaşı Keith Foti ile Mississippi Nehri kıyısına gitti.

Led Zeppelin’ in Whole Lotta Love şarkısını söyleyerek, kıyafetleri ile nehre girdi ve kayboldu. 4 Haziran’da cesedi bir turist tarafından bulundu. İlginç bir şekilde polis raporlarında olaydan önce içki ya da herhangi bir uyuşturucu madde almadığı belirlendi.

Müziğin Sepyası

Soluk beyaz teni, asla aşırıya kaçmayan tebessümü, melek kadar masum suratı, hüzünlü bakışları ve ses tellerine tanrı tarafından dokunulmuş hissi uyandıran sesi ile Jeff kimi zaman müziğin peygamberliğine bile yakıştırılmıştır. Yalnızca genç kadınların değil, adamların da saf sevgisini kazanmıştır yaptıklarıyla.

Kendi ayaklarıyla ölüme yürümüş bu adamın son anlarında dahi dudaklarında müzik olması hâlâ büyük hayranlık uyandırmaktadır. En mutlu anda bile dinlendiğinde, ışıkları ve odanın kapısını kapatıp, yorganın altına gömülme, öylece durma ya da ağlama isteği uyandıran Jeff , hiçbir zaman popüler kültüre alet olmayacak kadar özeldir aynı zamanda.

Litrelerce içip kendini dağıttıran değil de, müziğiyle açtığı yaranın acılarını içki ile bastırmaya zorlayan melek, siyah beyaz olamayacak kadar sepya, renkleri solduracak kadar da hüzünlüdür aynı zamanda.

Ayçe Yaren