PAYLAŞ

“Ayrılan” Redd

Doğan Duru ve Berke Hatipoğlu’nun 1996 yılında yanlarına kardeşleri Güneş Duru ve İlke Hatipoğlu’yu da alarak başlattıkları Redd yolculuğu altı stüdyo albümü ve bir konser DVD’sinin ardından bir sapağa vardı. Redd artık Doğan Duru, Güneş Duru ve Berke Özgümüş’ten oluşuyor. Konuya dair röportajlara, uzun tartışmalara, kavgalara, yer yer hakaretlere, kimi başsağlığı dileklerini, kimi sevincini ifade eden dinleyici yorumlarına basında ve internette denk gelmek mümkün. İlk albümünü 2005 yılında çıkaran Redd’in dağılmadan önceki serüveninde neler yaptığına bir göz atalım.

İsim ve İmaj

Redd, isim babası Güneş Duru’nun ifade ettiği haliyle, önceden “Red” iken “reddetmek” fiiline referans olması açısından sonuna bir ‘d’ daha almış. Zaten şarkılara şöyle hafif bir bakış atılınca grubun o kadar da sempatik, sevecen, kuşlar uçuyor – çiçekler açıyor gibisinden konuları kendine dert edinmediği belli oluyor. Birkaç şarkıda (Yazık ki bunlar pusuya yatıp hevesle aşk şarkısı bekleyen kalabalık bir kitle tarafından bir manada Redd deyince akla ilk gelen şarkılara dönüştürülmüş durumda) romantik hissiyatları konu edinmişlikleri varsa da şarkı sözlerinde ağırlıklı olarak sert bir dille iktidarı, adaletsizliği, düzensizliği eleştiren, genel bir memnuniyetsizlikten ve öfkeden söz etmek mümkün. Keza grubun ambleminden sahne düzenlemelerine, kostümlerinden enstrümanlarına bir yerlerde muhakkak bir kızıl yıldız gözünüze çarpıyor. Haliyle politik duruşlarını gündelik hayatlarında da, sair işlerinde de, sosyal medya paylaşımlarında da ve kaçınılmaz olarak müziklerinde de açık açık ifade ettiklerini görüyoruz. Buradan hareketle, ilk anda kulağa aşk şarkısı gibi gelen birkaç eserin sözleri kurcalandığında altından başka manaların çıkıyor olması Redd’in müziği söz konusu olduğunda şaşırtıcı bir durum değil (Bakınız: Âşık Oldum Celladıma). Bu durum kemik dinleyici kitlesine, konserlerde olanca duygusal bir şekilde birbirine sarılıp şarkıya eşlik eden tatlı çiftlere bakıp istihza içinde gülümseme şansı veriyor ki bunun da başka bir haz olduğu söylenebilir.

Albümler

2005 çıkışlı debut albümleri “50/50” ile sağlam karakterli bir grup olduğunun sinyallerini daha o dönemden veren Redd, herkesin kulağına ve belki diline de çalınmış olan “Mutlu Olmak İçin” ile bize kendini tanıttı. Bu albümdeki “Öperler” şarkısının klibinin yasaklanması / yayınlanmaması ise ne dinleyiciyi ne de kendilerini şaşırtmıştır herhalde.

Her biri ayrı bir keyifle dinlenen on bir şarkıdan oluşan “Kirli Suyunda Parıltılar” hemen ertesi yıl, 2006’da çıktı. Sonradan Çağan Irmak’ın 2010 yapımı filmine de ilham veren (Ve aslında Redd dinleyicisine pek değerli bir sırrın cümle aleme ifşa edildiği hissettiren) “Prensesin Uykusuyum” şarkısı bu albümde yer aldı. Bunun dışında grup Bülent Ortaçgil’in “Çığlık Çığlığa”sını da kendi tarzında yeniden seslendirip albümün kapanış şarkısı olarak bize sunmuş durumda. Albümde daha ziyade parlayan, öne çıkan şarkıların varlığından söz edilse de ben buna katılmıyorum. Her bir eserin bambaşka bir güzelliği olduğunu düşünüyorum.

İki yıl sonra, 2008 yılında grup elemanları askere gitmeden önce kazınmış saçlarıyla bir akustik konser verdi ve bunu “Gecenin Fişi Yok” adlı bir konser DVD’si olarak yayınladı. Albümlerinde yer almayan “Boşver” şarkısını bu kayıttan dinlemek mümkün. Yine aynı yıl, “Plastik Çiçekler ve Böcek” isimli bir akustik albümleri yayınlandı.

2009 baharında çıkan ve yirmi bir şarkıdan oluşan “21” ise bize albüme adını veren “21” isimli karakterin hayatını doğumdan ölüme kadar anlatıyor. Hazırlık sürecinin ne kadar zor olduğunu grup üyeleri sık sık ifade ediyorlar. Aynı şekilde dinlemesi de güç sayılabilecek ağır, kasvetli ancak bir o kadar da nitelikli ve ince işlenmiş bir albüm 21. Aşk şarkılarının sayıca azalıp politik duruşlarının hepten gün yüzüne çıktığı, özellikle “Masal” klibiyle dinleyiciyi yerinden kaldıran, kışkırtan, hırslandıran ve provoke eden bir üslubun şekil verdiği bir albüm.

Benim görüşüme göre grubun gerçekten piştiği, ayakları yere en sağlam basan albümü ise 2012 yılında piyasaya çıkan “Hayat Kaçık Bir Uykudur”. Baştan sona uğraşılmış, didinilmiş, tartışılmış, bezenip parlatılmış eserlerle dolu bu albüm bana göre Redd’in olgunluk döneminin ilk albümü. Grubun dağılmadan önceki son albümü olması ise bir talihsizlik ya da potansiyel olarak değerlendirilebilir. Şarkılar arasında bir karşılaştırma yapmak mümkün değil. Gruba daha önceden “Her Neyse” şarkısında eşlik etmesi planlanan ama bu albümdeki “Sevmeden Geçer Zaman”la düet gerçekleştirilen Şebnem Ferah, gruba bir albümde eşlik eden ilk konuk sanatçı.

Konuk Gidilen Albümler

 Grup ilk olarak 2006 yılında Ali Kocatepe’nin 41. sanat yılı onuruna hazırlanan “41 Kere Maşallah”ta konuk sanatçı olarak “Dönme Dolap”ı seslendirmiştir. 2011 yılında Feridun Düzağaç’ın tribute albümü “İyilik Güzellikspor”da “Nadas”ı seslendiren grup ayrıca Ahmet Kaya için hazırlanan 2014 çıkışlı “Bir Eksiğiz” albümünde de “Sorgucular”ı yeniden söylemiştir. “Çığlık Çığlığa” da dahil olmak üzere cover konusunda ortaya daha doyurucu işler koyabileceklerini bildiğimden bu konseptte seslendirdikleri şarkıları hep diken üstünde dinlemişimdir. Kendi şarkılarında “damardan girmeyi” becerebilen bir grup olarak yeniden düzenlemelerdeki bu tekinsizliklerinin kaynağını çözebilmiş değilim.

Canlı Performanslar 

Redd deyip de konserlerinden bahsetmemek haksızlık olur. Neredeyse yılın her günü bir yerlerde konser veren grup seyirciyle buluşmak konusunda oldukça hevesli ve başarılı. Her konserde seyirciye mutlaka bir sürprizi olan grup, sadık dinleyicisine çok etkileyici tecrübeler yaşatmayı başarıyor. Bir konserlerinde, son albümlerinde yer alan “Ellerini Kaldır” ve “Hayat Kaçık Bir Uykudur”u sahneye yansıtılan video yerleştirmesi eşliğinde peş peşe dinleyip ciddi şekilde galeyana geldikten sonra (katharsise yakın bir duygu durumundan söz ediyorum) kitle topluca konser alanını terk edip protesto yürüyüşü yapsa şaşırmazdım.

Bir ‘frontman’ olarak Doğan Duru’nun, karizması ve eşsiz sesi bir yana (İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera Bölümünün ardından Milano’da opera eğitimi almıştır) bozuk ağzı ve agresif ruh haliyle kimi dinleyicilerin antipatisine maruz kaldığını ifade etmek çok da yanlış olmaz. Nihayetinde seyirciye “Aranızda gazeteci var mı?” diye sorup birkaç kişi el kaldırdıktan sonra “Bütün gazetecilerin a…” diye küfrü basan bir solistten söz ediyoruz. Ancak bu noktada rahatsız olan kitleden gelen “Doğan Duru bence kendisini değiştirsin ve böyle yapmasın” gibi çocuksu bir yaklaşımdansa sanatçının kimliğini biraz araştırdıktan sonra değerlendirme yapmanın veya (en uç ihtimalle) konserlerine gitmeyerek grubu protesto etmenin daha mantıklı bir yaklaşım olabileceğini düşünüyorum. Ki grup her röportajında popülariteye dair bir kaygılarının olmadığını ve kendilerini anlayıp seven dinleyici kitlesine hitap etmeye devam edeceklerini defaen belirtiyor. Tüm bunların yanında erken dönem şarkılarının müzik listelerinde zirveyi zorlamış olması grup açısından en büyük ironi sayılabilir. Sanatçı artık canlı performanslarda bas gitarları da çalıyor.

Grubun sessiz kahramanı Güneş Duru ise tüyleri diken diken eden geri vokalleri ve ağırbaşlı duruşuyla Redd olgusunun bambaşka, daha soğukkanlı bir yüzünü temsil ediyor. Aynı zamanda arkeolog olan ve köşe yazarlığı yapan Güneş Duru, müzikal yönü dışında politik söylemleriyle de göze çarpan bir aktivist aynı zamanda.

Redd ismi dışında, daha grup dağılmadan Doğan ve Güneş Duru kardeşlerin “In Be Twin” (zira ikiz kardeşler) başlığı altında vermeye başladıkları konserler ise grubun kimliğinden fersah fersah uzakta, ağırlıklı olarak başka sanatçıların şarkılarının yeniden düzenlendiği, en kibar tabirle “değişik” performanslardı.

Veda Edenler

Pek çok forumda grubun ayrılmasıyla (‘dağılma’ sözcüğünü kasıtlı olarak kullanmıyorum) ilgili yapılan dinleyici yorumları “Şaşırmadım” şeklinde. Bu görüşe katılıyorum. Ama samimi, ama abartılı; çok takip etmeyen de, grubun körkütük fanatiği olan da bir noktada “Bu adamlar nasıl bir araya gelmiş? Ne alaka?” diye bir sormuştur kendine diye tahmin ediyorum. Grup elemanlarının özel hayatlarını da bir parça kurcaladığınızda günümüzde edindikleri hayat alışkanlıkları, üsluplar ve ilgi alanları en uzak dinleyicinin bile gözüne çarpabilecek farklılıktayken bir müzik grubu olarak hepsinin eşit derecede kendilerini Redd’e adamalarını, daha doğru ifade etmek gerekirse “Redd” oluşumunda birleşecek ortak paydaları bulabilmiş olmaları epey uzak ihtimaldi.

Ne var ki Berke Hatipoğlu’nun leziz tonları ve İlke Hatipoğlu’nun grubun müziğini başka bir yerde konumlandırmasına arka çıkan klavyeleri; “Redd tınısı” dediğimizde kafamızda canlanan seslerin oluşmasında inkar edilemez katkılar sağladığından bu iki müzisyenin yokluğunu hissettirmeden aynı doygun müziği bize dinletebilecek bir Redd, sanırım her dinleyicinin temennisidir.

Berke ve İlke Hatipoğlu kardeşlerin (Grubun kendisini doğrudan ilgilendiren bu duyuruyu Redd adı altında değil de ayrılan iki eleman olarak yapmaları da bir soru işareti olmak üzere) internet üzerinden duyurdukları ayrılma haberinin metni şu şekilde:

“Redd’in Dağılmasına Dair

1996’dan bu zamana Redd adı altında değişmeyen dörtlü olarak beraber müzik yaptığımız, birlikte yedi albüm yayınladığımız Doğan Duru, Güneş Duru ve gruba son albümde eklenmiş olan Berke Özgümüş ile son zamanlarda artan anlaşmazlıklar ve çözümsüzlükler sebebiyle karşılıklı olarak yollarımıza ayrı devam etme kararı aldık. Ancak karşılıklı alınmış bu karara rağmen diğer arkadaşlarımızın kendi müzikal kariyerlerini bizden bağımsız Redd ismiyle devam ettirmek istediklerini öğrendik.

Redd’i kuran ve bugüne taşıyan dörtlü olarak ikiye ayrılmamız sonucunda; bundan sonra oluşacak tüm müzikal birliktelik ve projelerin “Redd” olarak adlandırılmasının hem bize hem de Redd’i seven ve dinleyenlere haksızlık olduğunu düşünüyoruz. Biz bu aşamadan sonra bu ismi kullanmayı doğru bulmuyoruz ve kendi adımıza artık pratikte Redd olmayan bu birlikteliklerde, bunun grubun mirasından nemalanmaya çalışmak ve dinleyiciyi yanıltmaktan öteye geçemeyeceğini biliyoruz.

Yollarımızı ayırdığımız grup arkadaşlarımızın yeni bir isim ve ekiple oluşturacağı her türlü projeyi içtenlikle destekliyoruz. Ancak büyük emek harcadığımız bu grubun usulen devam ettirilmesi fikrine maalesef gönlümüz elvermiyor.

Geçen 10 yılda Redd gibi sağlam bir duruş sergilemiş bir grubun saygın ve kendisine yakışır biçimde dağıldığının ilan edilmesinin gerektiğine inanıyoruz.

Bundan sonraki süreçte grubun yarısını oluşturarak sahip olduğumuz hukuki haklarla Redd ismi ile yapılacak tüm organizasyon, albüm ve diğer faaliyetler için de yasal bir süreç izleyeceğimizi belirtmek isteriz.

İlk albümümüzden bu yana bizi dinleyen ve destek veren herkese teşekkür ederiz.

Berke Hatipoğlu – İlke Hatipoğlu

12 Eylül 2014”

Bu ilana çok gecikmeden yanıt geldi. Redd ismiyle yapılan açıklama şu şekilde:

 “Uzun süredir Redd içinde var olan müzikal görüş ayrılıkları artarak devam etmiş ve bu ayrılıkları gidermeye yönelik çabalarımız ne yazık ki sonuç bulamamıştır. Bu nedenle yola bizimle ayrı devam etme kararı alan grubun gitaristi Berke ve klavyecisi İlke Hatipoğlu ile beraber çalışmaya devam etmemiz imkansız hale gelmiştir.

Redd, bir müzik grubu olarak içinde dinleyicisini de barındıran ortak anlamlar bütünüdür. Bu ortak değer ancak üretenler ve/veya dinleyenlerin isteğine bağlı olarak son bulabilir. Başka bir deyişle, grubun müzikal misyonunun sona ermesi ya kendi kararına ya da dinleyicisinin değerlendirmesine bağlıdır, başka kimseye değil.

Redd ne ana akım, ne ticari kaygılar için ne de belli bir dinleyici kitlesine hoş görünmek adına müzik yapan bir gruptur. Ürettiğimiz söz ve müzikler kişisel deneyimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar ve ortaklaşarak bütüncül bir anlam kazanır.

Her şey değişkendir ve bu durum müzikal yaklaşımlar açısından da geçerlidir. 2002 yılından beri Redd olarak sürdürülen bu müzikal yolculuk, dönem dönem aramıza katılıp ayrılan farklı müzisyenlerin de katkılarıyla, çeşitli dönüşümler yaşayarak gelişip, zenginleşmiştir. Üretimi faal tutan da bu çeşitliliktir.

Ne yazık ki, Redd olarak müzikal ve kavramsal yaklaşımımız Berke ve İlke Hatipoğlu ile artık ortak doğrultuda evrilememektedir. Bunun sonucu olarak, “Hayat Kaçık Bir Uykudur”un kayıtları sırasında yaşamaya başladığımız çekişmelerin bugünlerde kaydı için stüdyoya girmekte olduğumuz yeni albüm sürecine taşınması imkansızdır. Müzikal farklılaşmanın üretimi verimsiz kılmasının yanı sıra, İlke ve Berke Hatipoğlu’nun bu sürece dahil olma konusunda açık ve aleni isteksizliklerini ifade etmeleri de ortak bir paydada hareket edilmesini imkansız hale getirmiştir.
Bu koşullar altında, Redd olarak bundan sonra yolumuza onlarsız devam etmek zorunda olduğumuzu, bütün dinleyenlerimize üzülerek bildiririz.”

Yenilenen Redd 

“Yenilenen” diyorum, çünkü Doğan Duru, Redd’in ayrılan elemanlarının yerine yeni isimlerin gruba dahil edilmesinin bir zorunluluk olmadığını ifade etmesinin yanında ‘zaten’ artık yaptıkları müziğin de bir şekilde değişime uğrayacağını belirtiyor. Umalım ki bu değişim iyi yönde olsun ve bize veda edilen elemanların yokluğunu aratmasın.

Murat Baykan