PAYLAŞ

Haftanın playlisti, Sihirli Mikrofon Radyo Ödülleri’nde Yılın En İyi Radyo Programı ve Yılın En İyi Yerel Radyo Programı kategorilerinde aday olan Alla Turca programını 13 yıldır Açık Radyo’da hazırlayan, son olarak Güneşin Kızları dizisinde izlediğimiz “oyuncu, yönetmen ve radyocu” Ali Pınar’dan. Onu sadece ekrandan tanıyanlar bu yazıda kendisine dair bilinmeyenleri de keşfe çıkmış olacak.

Müslüm Gürses – Tutamıyorum Zamanı 
90’ların başında Ataköy Marina’da mekanımız vardı. O zaman çok başkaydı… Türkçe Pop piyasasında gelip geçen pek çok müzisyeni ve şarkıcıyı orada tanıdım. Onlardan biri de Kenan Doğulu idi, bu parça ona aittir. Rahmetli Müslüm Baba güzel bir cover yapmıştı. Selam olsun… Evet zamanı tutamıyoruz, çabuk geçiyor, başlayalım…

Jacques Brel – La Bière
Çocukluğumda bir dönem Belçika’da yaşadık… Jacques Brel oralıdır “Chanson” geleneğinin en iyilerindendir. Tıpkı bizim halk ozanları gibidir şiir yazıp onları besteler… Sözlerini ve müziğini yazdığı Ne Me Quittes Pas çok meşhurdur ama ben bir ilkokul konserinde söylediğim La Bière (bira) adlı parçayı seçtim. Annem klasik müzikçidir. O yıllarda Avrupa’da civar ülkelerde konserler vermek için yolculuğa çıkardı ben de ona eşlik ederdim, birlikte pek çok tren yolculuğu yaptık, şimdi onu hatırlattı… Şarkı Belçika ve civarını biraz Brel’in gözüyle anlatıyor, tabi anneminkinden oldukça farklı bir gözlem… Londra’dan Berlin’e kadar bir kokuyor cümlesi ile başlıyor şarkı, gerisini siz tahmin edin. İlkokul konserinde bu şarkıyı söylemem küçük çapta bir skandala yol açtığı halde bu şarkıyı bir Müslüman çocuğun söylemesinin kitlede yarattığı şaşkınlık sayesinde şarkının sonunu getirebildim. Bu arada favori biram Leffe idir.

John Coltrane – Giant Steps
Bu şarkı tecrübesi dışında ilkokul dönemimde piyano çalmıştım ama ona devam etmek yerine ortaokulda bir gitar edindim ve caza yöneldim. O yılları bilen bilir, böyle playlistler nerde hak getire. İnternet youtube falan yok tabi, albümler çok zor bulunuyor, bulsan da ateş pahası. Bir şeyler elime geçtiği zaman dinliyordum işte. Derken bir John Coltrane kaseti geçti elime, dönüp dolaşıp onu çalıyordum. Bu parçayı hala her dinlediğimde mest olurum! Giant Steps albüme de ismini veren muhteşem bir parça, Coltrane’e özgü bir akor kullanımı ihtiva eder!.. Üstelik bu Trane’in Ahmet Ertegün’ün plak firması Atlantic Records (Amerikan caz müziği tarihini yazan firmalardan biridir) etiketiyle kaydettiği ilk albümdür! Tarih 1960! Ruhları şâd olsun! Benim caz maceram ise maalesef fazla uzun süremedi.

The Cinematic Orchestra – The Man With A Movie Camera (Dziga Vertov)
Geçenlerde Emek Sineması (çakma olanı) açıldı! Az evvel caz deyince aklıma çok özel bir gece geldi! 2002’de İstanbul Film Festivali’nde eski Emek Sineması’nda Dziga Vertov’un 1929 yapımı o muhteşem sessiz filmi The Man With A Movie Camera gösterildi. The Cinematic Orchestra film için özel olarak hazırladıkları müziklerle eşlik etmişlerdi. Hayatımdaki unutulmaz film gösterimi/konserlerden biridir. O gece çaldıkları müzik filmle beraber youtube’da var ama canlı olarak dinlemek tabi başka türlüydü…

Peter Gabriel – Sledgehammer
1994 senesinde Belçika’ya eski arkadaşlarımı tekrar görmeye gittim. Erkenden trene atlayıp hep beraber ünlü Rock Werchter festivaline gittik. Sabahın 10’undan gecenin 2’sine kadar Rock konserleri dizisini dinledik, pogo yaptık… Öyle pek rockçı olmadığım halde büyülenmiştim! Kimler yoktu ki Spin Doctors, Sepultura, Rage Against The Machine, Aerosmith ve son olarak Peter Gabriel! Bu parçanın klibi kült olmuştur ve MTV’de (o dönemde günlerimi aylarımı MTV izleyerek harcadım adeta) tüm zamanların en çok ödül alan ve en çok gösterilen klibi ünvanını taşır. O açıdan Pop/Rock tarihinde bir zirvedir. Bütün gün bira içip konserin sonunda Sledgehammer çaldığında binlerce kişiyle yaşadığımız coşku beni benden almıştır! O gece sahne şovu olsun ortam olsun çok güzeldi…

Mor ve Ötesi – Kış Geliyor
Rock demişken, askerliğimi yaptığım vakit (2006) ziyaretime gelen sevdiğim bir arkadaşım bana içinde sadece Mor ve Ötesi parçalarını yüklediği bir mp3 player getirdi. Haliyle aylarca sadece onları dinleyince grubun zoraki fanı oldum. Sonra kuzenimin evinde Harun’la tanıştık. Meğer çok daha önce çocukluğumuzda Edremit-Artur’da tanıştığımız ortaya çıktı… Bu grubu hep sevdim çünkü hem iyiler hem de daima sosyopolitik ile ilgili şarkılar besteliyorlar… Kış geliyor parçası o zaman ayrıca hoşuma gitmişti çünkü kışın geldiği vakit benim askerlik bitecekti. “The winter is coming” evet yine “kış” geliyor. Şimdi ne kışı geliyor zaten kışın ortasındayız diyeceksiniz ama benim bahsettiğim başka türlü bir “kış”! “ Şaka maka bu “kış” çok çetin ceviz geçecek…

Pinhani – Geri Dönemem
Bugünlere dair bizden bir şey olsun istedim listede… Pinhani’nin parçaları bizim dizi Güneşin Kızları’nda sık sık çaldı… Mor ve Ötesi olsun, Pinhani olsun yaptıkları müzik öteden beri hoşuma gidiyor. Bu parçayı, klibinde mülteci meselesine değindikleri için seçtim… Günümüz konjonktürünün en ciddi sorunlarından biri, çağımızın dramı!

Coldplay – Adventure Of A Lifetime
İkinci albümleri A Rush of Blood to the Head’ten beri takip eder ve severim… Şu aralar her yerde çalınıyor… Duyduğum anda yükseliyorum.

Maître Gims – Est-ce que tu m’aimes?
Pop müzikte aydan aya dünyada ne olup bitiyor bakarım. Sadece bize ve ABD listelerine değil İtalya ve Fransa’ya da bakarım… Bu parça Fransa’yı da aştı şu aralar tüm dünyada hit listelerinde…

Malika Ayane – Senza Fare Sul Serio
Ben İtalyancayı özgün Mister NO okuyarak ve şarkı dinleyerek öğrendim. O yüzden İtalyancam pek vasattır tabi ama idare eder işte. Geçtiğimiz sene San Remo yarışmasını kazandı bu parça. İtalya hit listelerinde de uzun süre kaldı. Klibi de esprili, hoşuma gidiyor…

Kudsi Ergüner / Islamblues – Moonrise
Bu kadar eğlence yeter. Biraz ağırlaşalım… 2001’de Mehmet Ulusoy’a asistanlık yapmaya başlamıştım. Büyük usta “Benerci Kendini Niçin Öldürdü?”yü Nazım’ın doğumunun 100. Yılı anısına tekrar sahneye uyarlamıştı (İlki 1980 Avignon Festivali.) Oyunun müziklerini Kudsi Ergüner yaptı. Benerci, Devlet Tiyatrosu’nda yıllarca oynadı, pek çok ülke gezdi… İlk üç senesinde oyunda ben de görevliydim. Oyun esnasında haftalarca Kudsi Bey’in müziklerini dinledim ve büyülendim… Kudsi Ergüner her zaman bize ait olan çok büyük bir geleneği (hazine) dünya sahnelerine taşıyor… Bazen olduğu gibi bazen de diğer türler ile işbiriği yaparak. Örneğin Islamblues adlı bu albümde ise dışarıdan caz müzisyenleri ile işbirliğine giriyor…

Maxim Vengerov – Çaykovski – Keman Konçertosu 2. Bölüm
Beni bilen bilir. Açık Radyo’da 13 yıldır Alla Turca adlı klasik müzik programını hazırlayıp sunuyorum. Dolayısıyla klasik müzikten bahsetmeden olmaz. Maxim gelmiş geçmiş en büyük kemancılardan biri… Ulucan Kardeşler sağolsun, geçtiğimiz Çarşamba programıma konuk oldu… O sadece iyi bir müzisyen değil iyi bir yürek aynı zamanda… Bu konçerto keman edebiyatının en güzel eserlerinden biridir… Maxim çocukken bir gün bu konçertoyu layığı ile çalabilme hayaliyle kemancı olmuştur… Bu arada programımız Sihirli Mikrofon Radyo Ödülleri’nde Yılın En İyi Radyo Programı ve Yılın En İyi Yerel Radyo Programı kategorilerinde aday! Lütfen sihirlimikrofon.org üzerinden bize oy verin!

Selahattin Pınar – Hatıralar
Klasikten devam edelim. Bizim klasiğimizden… Selahattin Dede, babamın amcası, ailemizin medarı iftiharı. Bu Cumartesi (6 Şubat) onun ölümünün 55. Yılı! Merhum Klasik Türk Musikisi’nin en büyük üstatlarındandır… Bu onun son döneminde kendi sesiyle bir radyo programında söylediği bir bestesi. “Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar…” Hatıralar en kıymetlilerimiz öyle değil mi?… Nur içinde yatsın…

Aşık Veysel – Kara Toprak
Bu kadar tür dinledikten sonra bir de Halk müziği örneği vermeden olmaz. Aşık Veysel… Bir dost masasında torunu ile tanışıp cam cama can cana rakı içme şerefine nail oldum. Ondan uzun uzun dinledim merhumu, güzel adammış! Kara Toprak… Zamanla başlayıp toprakla bitirdim, daha ne olsun? Toprağı bol olsun!

Bonus: Ahmed Adnan Saygun 3. Senfoni 1. Bölüm
Her ne kadar çağdaş müzik olsa da artık batı klasik müziğinde bizim klasiğimiz olur kendisi. Bu sene merhumun ölümünün 25. Yılı. Saygun Türkiye’nin Beethoven’i Wagner’idir… 1958 yılı Saygun’un kariyerinde bir dönüm noktasıdır. Çünkü Yunus Emre Oratoryosu New York’ta BM binasının açılışında efsanevi orkestra şefi Leopold Stokowski yönetiminde New York Sinfonia of The Air ve Korosu tarafından İngilizce seslendirilir. Ayrıca Yaylı Çalgılar Dörtlüsü ise Washington DC’de ünlü Julliard Quartet tarafından yorumlanır! İşte bu başarılarının üzerine aynı sene Koussevitsky Vakfı 3. Senfoni’sinin siparişini verir. Saygun 3. Senfoni’de gençliğinde yaşadığı İzmir’in işgalinden yola çıkarak Milli Mücadele’yi anlatır. Eser dünyada pek çok defa çalınmış ve kaydedilmiştir. Bu kayıt bestecinin yüzüncü yılını anısına Almanlar tarafından gerçekleştirildi. Çağdaş müzik olduğu için dinlemesi biraz zor, bunu göze alarak dinleyin.