Sesini İngiltere ve Avrupa’daki müzik festivallerinden dünyaya duyuran alternatif pop sanatçısı Djanan Turan’ın Türkçe şarkısı “Dünya” 16 Mart’ta yayınlandı. Şarkının klibinin yapımını da üstlenen sanatçı, tüm geliri göçmenlere gidecek videonun çekimlerini “memleketim” dediği Adana’nın sokaklarında, çocuklarla birlikte yaptı.

“Bu şarkı günümüz dünyasının, içinde kendimizi çaresiz hissettiren gidişatına bir isyan. Küçüklüğümden beri dünyadaki adaletsizlikleri düşünerek kendimi depresyona sokabilen biriyim. Ama bir yandan da birey olarak iyiye ve doğruya tutunursak çarkı tersine çevirebileceğimize inanıyorum ” diyen Turan ile müziğini besleyen hikayesini konuştuk.

Seni biraz da yakından tanımak için klasik bir soru ile başlamak istiyorum. Müzik ile yakın ilişkin ne zaman başladı?

“İlkokulu Samsun’da bitirdim, oradan sonra kışları Adana, yazları Kızkalesi’nde yaşadım. Müziğe de Adana’da başladım. Okulumun rock grubunda söylüyordum. Sahneye ilk kez 14 yaşında, arkadaşım Deniz’in gitarına eşlik ederek çıktım. Provada bana ‘utanıyorsan dolabın arkasından söyle’ dedi. Ondan sonraki birkaç yıl ses çalışmamı gardırobun içinde yaptım. Zar zor nefes alabildiğim halde “I will always love you” şarkısını tam söyleyene kadar çıkmazdım. Bugün hala web sayfası, kapak tasarımlarımın çoğunu, şarkı prodüksiyonlarımı, İstanbul’daki konser organizasyonlarımı artık sanat yönetmeni ve tasarımcı olan Deniz yapar.

Sürekli başka şehirlerde yaşadın. Bu durum yıllar sonra müziğine nasıl yansıdı?

Körfez Savaşı zamanı biz Adana’da yaşıyorduk. İncirlik’ten dolayı Adana da tehlikedeydi. Kıştı, okul zamanıydı. Ancak herkes işini, okulunu bırakıp bir yerlere kaçtı. Yaylalara, yazlıklara, başka şehirlere… Biz de Kızkalesi’nde anneannemin moteline gittik.

Çocukluğumun Kızkalesi anılarından biri de yazın üstümüzden geçip duran Amerikan Savaş uçaklarıdır. Kumsala gölgesi düşecek ve kükremesi kulaklarımızı neredeyse yırtacak kadar alçaktan uçarlardı. Kardeşim korkudan her seferinde bir yerlere saklanırdı. Biz bu dönemleri kazasız belasız atlattık. Yazları savaş uçaklarını manzaranın parçası olarak kabullendik. Yıllardır tekrarlayan rüyalarımdan biridir. Kızkalesi’nde oynarken birden gökyüzü kararır, uçaklar tepemize doluşur, bombalar düşer. Ben yanıma ancak bu kadar yaklaşmış savaşın izlerini hala taşıyorsam,içinde yaşayan çocukların aldığı yaraları tasavvur bile edemiyorum.

Şehir değiştirdim, ülke değiştirdim, 2.5 yıl Londra’da kaçak çalıştım ve sürekli tasındım. Benimki savaştan kaçmanın yanından bile geçmez tabi ama kendime kısıtlı imkanlarla daha iyi koşullar oluşturabilmek ve istediğim işi yapabilmek içindi. Tarih boyunca çeşitli sebeplerden birileri başka yerlere göçer. Bu insanlar,hele de çaresizlikle buna mecbur kaldıysa yapabilecek iki şey vardır; hayatı paylaşacağını kabul ederek ortamını nasıl istiyorsan öyle davranmaya çalışırsın veya durumu reddedersin, nefreti körüklersin. Şimdiye kadar ikincisinin herhangi bir tarafın işine yaradığı görülmemiştir.

Yıllar sonra Türkiye’de “Dünya” adlı şarkını yayınladın. Biraz bu projenden bahseder misin?

“Bir yandan sahnelerde birilerini eğlendirirken, bir yandan bu düzene ve başka insanlara dokunabilecek bir şeyler yapma isteğiyle yanıp tutuşuyordum. Birilerinin birilerini küçük çıkarlar için nasıl harcayabildiğini bilerek hayata normal devam edebilmek mümkün değil. Bir buçuk yıl önce bu şarkıyı rüyamda gördüm ve peşine koyuldum. “Dünya”da Yunanistanlı George Botis ile çalıştım.

Adana’nın sıcak insanları bize güvenip çocuklarını çekime yolladılar.Tanıdıklarımız bize çekim için çiftliklerini açtı. Hepsine teşekkür ederim. Bu klibin gelirinin tümü göçmenlerle çalışan Small Projects İstanbul derneğine gidecek. İnsanların hayatına katkıda bulunacak bir kaynak oluşturabileceğimize inanıyorum. Kampanya 16 Nisan’a kadar benim Bandcamp sayfamda ve Gofundme‘de açık olacak. Hem Türkiye hem İngiltere’de elimizden geldiğince yaymaya çalışıyoruz. Başlangıcı baya iyi oldu, cok destekçimiz var. Benim için çok önemli.

Bu single Türkiye’deki ilk çalışmanız değil ama.

Evet daha önce “Düğüm” adında bir albüm çıkarmıştım. Lirik Müzik Türkiye’de lisansını alıp dağıtımını yaptı. O zamandan beri aramızda bağ olan dinleyiciler var ama kendi halimdeydim. Çok patlayan işlere girmedim. Türkiye’deki dinleyiciyle buluşmam Okan Bayülgen’in programına çıkmamla oldu sanırım. O da tamamen tesadüf, Taksim’de bir kafede yanımda oturuyordu. Ben de gittim konuştum. Albüm çıkarıyorum dedim. Beni komik bulmuştu. Hemen Pazartesi programa aldı. Sonra baya teklifler aldım ama kendi yolumdan ilerledim. Müzisyen olmak kolay değil. Başta ekonomik olmak üzere düzensizlik, belirsizlik gibi bir sürü sorun yaşıyoruz. Ben de çok zorluk yaşadım, zorluğun bitmesini beklemekten de zaten vazgeçtim. Müzikten başka bir şey yapamayacağımı kabullendim.Diğer Türkçe parçalarımı da dijital platformlardan yayınladım. “Çıkış Var” adli parçamın dağıtımını da Almanya’da bir şirket yapmıştı.

Londra’ya uzanan müzik yolculuğun nasıl başladı?

Adana’da 7 yıl yaşadıktan sonra İstanbul’da bir süre geçirdim. Timur Selçuktan şan dersleri alıyordum o yıllarda. Beni İstanbul’a bağlayan bu oldu. Ama hocam derslere bir sene ara vermeye karar verdi. Ben de tamam, ben şimdi gidip deneyeyim dedim. 2001’de çantamı toplayıp, yalandan bir öğrenci vizesi alarak İngiltere’ye geldim, o zaman çok kolaydı. Bir yandan kaçak garsonluk yaptım bir yandan da seçmelere gitmeye, müzisyenlerle tanışıp çalışmaya başladım. Para kazanmak için ekstralara da gidiyordum, sokakta da söylüyordum. Şimdi alternatif pop yapıyorum. Prodüksiyonlarımı bugüne kadar Raz Olsher ve Tansay Omar ile yaptım. Sahnede İzmirli Fatih Ebrem, İtalyan Al Maranca ve Bubu, İngiliz Alice Mary Williamson gibi isimlerle çalışıyorum.

Djanan ismi nerden geliyor peki?

Canan tabi Kanan olarak okunuyor. Sadece İngilizce’de değil, birçok başka dilde de. Adım zaten zor ama müzikle dinleyici arasındaki engelleri ne kadar kaldırırsam o kadar iyi, zaten yeterince engel var. Bir gün arkadaşım Viktor beraber çalışırken herkes Django Reinhart’ı biliyor, çağrışım yapar, kolay okunur, öyle yaz dedi. Bana da mantıklı geldi ama maalesef yine de çok kolay okunmuyor. İçimden daha da basit bir şey gelse adımı öyle koyacağım; elma, armut, neyse. Bizde biraz takıyorlar bu konuya, kendinden ödün vermişsin, onlara uymuşsun gibi. Oysa ki adım hala aynı, ne yapsan İngilizce isim gibi duyulmuyor, okunmuyor. Ayrıca yıllarca her yerde birçok sanatçı mahlas kullanmıştır.