PAYLAŞ

Baltimore çıkışlı Beach House, yedinci stüdyo albümü “7” ile en güçlü ve etkileyici eserlerinden birini ortaya çıkarmayı başarıyor. Bunu da başka kimsenin benzerini ortaya çıkaramadığı bir dünya yaratarak başarmaya devam ediyor.

Beach House, alternatif müzik dinleyicileri tarafından her albüm ile daha da merakla takip edilen bir grup olma özelliğini sürdürüyor. İlk albümlerinden itibaren eleştirel anlamda çıtayı gittikçe yükseltmeleri, müzik tarihinin en iyi albüm serilerinden birine imza atmaları nedeniyle yedinci stüdyo albümleri “7” ilk duyurulduğundan beri büyük bir merak söz konusuydu.

Son albümleri “Depression Cherry” ve “Thank Your Lucky Stars“, 2015 yılını oldukça keyifli geçirmemizi sağlamış olsa da, grubun kariyerinde ortalama sayılabilecek bir düzeyde kabul edilmişlerdi. Bu anlamda Beach House ilk defa kendini tekrarlama riski ile karşı karşıya kalmıştı. Uzun süreli prodüktörleri ve başarılarının mimarlarından biri olan Chris Coady ile yollarını ayırmaları ve eski Spacemen 3 üyesi Peter Kember ile yola devam etme kararları sayesinde bu risk de ortadan kalktı. Victoria Legrand ve Alex Scally’den oluşan ikili, demeçlerinde sık sık birbiriyle müzik yapmanın ne kadar kolay olduğundan bahsediyorlar. Kember ise grubun üçüncü bir doğal üyesi olmuş gibi duruyor. Çünkü Beach House ilk defa bu kadar filler taşımayan ve güçlü duyulan bir albüm ile karşımıza geliyor.

7 ile grubun katalogu 77 şarkıya ulaşmış durumda. Kember’ın albüme kattığı en önemli şeyin dream pop’un dozunu bir miktar azaltarak shoegaze’in dozunu bir miktar arttırması olmuş. İlk single “Lemon Glow“, sıradışı sample’ı ile grubun kariyerinin en tuhaf parçalarından biri ama bu sizi şaşırtmasın. Albüm kesinlikle sürprizlerle dolu bir yolculuk ve “Lemon Glow”un bağımlılık yapan pop tınısı sadece bunun bir örneği.

Açılış parçası “Dark Spring“, My Bloody Valentine’ın ilk dönem EP’lerinden geride kalan bir parça gibi. Kendisine çekilen muhteşem müzik videosu ile birlikte neredeyse bağımlılık yapıyor. Sonrasında gelen “Pay No Mind” ise, aynı shoegaze tadını devam ettirmekle birlikte Slowdive hissiyatına yaklaşıyor. Acele etmeyen gitar melodisi insanın içini ısıtıyor.

Bir kilise ilahisi tadında ilerleyen “L’Inconnue” ise Fransızca sözleri ile grubun 7 rakamına yüklediği anlamı, parçanın her yerine sakladığı ‘yedi’ler ile derinleştiriyor. Meçhul anlamına gelen ismi ile 1800’lerde Sen nehrinde intihar ederek hayatını kaybeden ve sonra maskelere ismini veren kadını anlatıyor.

Albümün en vurucu parçası olduğunu söylemekten çekinmeyeceğim “Drunk In L.A.“, vokal melodisi ve hüzünlü atmosferi ile insanı beklemediği bir anda yakalıyor. Neredeyse soyut imgelerle dolu bu parça, insana bir barda yapayalnız oturan bir adamın zihnine sokmayı başarıyor. Beach House’ın kariyerindeki en iyi işlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Hemen arkasından gelen “Dive” grubun ikinci single’ı olarak büyük ilgi çekmişti. Tekrar dinlemelerde gücü artan bu shoegaze eseri albümün temelini kuvvetlendiriyor.

Björk albümlerinden fırlamış gibi duran synth’leriyle “Black Car“, gittikçe aksayan ritminin yarattığı hipnotize edici etkiyi güveniyor. Youtube’da bulabileceğiniz videosuda başınızı döndürecek cinsten. Pek çok Beach House parçası gibi bir “anı” yakalamanızı istiyor aslında ama bunu acele etmeden ve kendini yavaşça açarak yapıyor. Grup adına oldukça deneysel ama başarılı bir hamle.

Lose Your Smile“, “Pay No Mind”ın devamı gibi duyulan güzel bir dream pop eseri. Arkasından gelen “Woo” ise albümün en dikkat çekici işlerinden biri. Cocteau Twins’i andırmayı başardıkları bu parçada da pamuk şeker gibi bir sound elde etmeyi başarıyorlar. İnsanı bağımlı eden, epey sıcak bir atmosfere sahip.

Girl Of The Year” baskın synthleriyle hüzünlü bir duvar örmeyi başarıyor. Warhol prensesi Edie Sedgwick’i anlatan bu parçanın sözleri insanın gözlerini yaşartan cinsten. Son parça “Last Ride” ise başka bir Warhol prensesi Nico’ya adanmış. Onun bisikletle ölüme giden son yolculuğunu anlatan, tam tamına yedi dakikalık süresi ile son bir kez yedi rakamına göz kırpan bir parça.

7“, Beach House gibi kariyeri başarılarla dolu bir grup için ne ifade ediyor? Açıkçası tek bir boş parçanın olmadığı albüm, grubun kendi sound’unı en üst noktaya çıkardığı, belki de bugüne kadar yaptığı en kusursuz albüm. “Teen Dream” ve “Bloom” birbirinden etkileyici iki albüm olsa da, “7” dengeli temposu ve amaçladığı hedefi neredeyse aşan başarısı ile şaşırtıcı bir deneyim. Son yıllarda benzerlerine rastladığımız shoegaze/dream pop albümleri arasında en başarılılardan biri.

Geçen yıl albüm çıkaran Slowdive, yeni nesile adeta ders veriyordu. Öyle ki Beach House, bu dersi fazlasıyla çalışmış, türün en büyükleriyle yarışacak düzeyde bir ustalık eseri ortaya çıkarmış. Beach House’ın en iyi üç albümünden biri derken çekinmek zor ama en iyi bile olabileceğini düşünüyorum. Elbette bunu zaman gösterecek.

– 4.6/5