PAYLAŞ

Günümüz müziğinin “kraliçe arısı” Björk, geçtiğimiz günlerde dokuzuncu stüdyo albümü “Utopia“yı dinleyicilerine takdim etti. Bu albüm bütünüyle 2015 tarihli Vulnicura’nın devamı niteliğinde. Vulnicura’da ayrılık sonrası acı ve bocalama temaları hakimken; Utopia yeniden aşık ve mutlu olabilmek üzerine yazılmış, doğa ile olan ilişkiden beslenen, pastoral ve çok daha optimist bir albüm. Vulnicura sound’una hakim olan yaylı enstrümanların yerini Björk’ün kendisinin çaldığı flüt alıyor. Vulnicura’da prodüktör olarak çalışan Arca, Björk’ün kendi deyimiyle bir “Tinder albümü” olarak tanımladığı bu albümde hem prodüktör hem de eşlik eden sanatçı olarak yer alıyor.

björk utopia album cover ile ilgili görsel sonucu

İncelemeye başlamadan önce albümle alakalı birkaç bilgi vermek istiyorum. Utopia, 14 parça ve 101 dakika ile sanatçının en uzun albümü olma özelliğine sahip. Björk, Vulnicura’nın yayımlanmasından kısa bir süre yeni albüm üzerine çalışmaya başladığını haber vermişti. 1997 tarihli Homogenic’ten itibaren üç veya dört yılda bir yeni albüm yayımlarken, Utopia‘nın ortaya çıkması sadece iki yıl sürdü.

Albümün üretim sürecinin tümünde (müzik, görseller, videolar) Björk’ün Alejandro Ghersi (Arca), Jesse Kanda ve James Merry’den oluşan yakın arkadaş grubunun rolü büyük. Björk, Vulnicura’da da birlikte çalıştığı Arca ile olan ilişkisi için daha önce, yaşadığı “en büyük müzikal işbirliği” sözünü kullanmıştı. Arca’nın bu albümde sanatçının müziği üzerindeki etkisi fazlasıyla artıyor. Parçaların neredeyse tamamında sanatçı kısmında kendisinin adını da görmek mümkün. Vulnicura’nın yayımlanmasından önce internet üzerinden sızdırılması gibi talihsiz bir olay yaşayan Björk, bu sefer daha tedbirli davranıp albümün bitmiş halini Reykjavik’teki küçük bir kafede, kendi dizüstü bilgisayarından sadece birkaç arkadaşına dinletmiş.

İlgili resim

Albüm kapağında karşımızda alternatif bir evrenin tanrıçasını andıran ürkütücü ama bir o kadar etkileyici bir Björk var. Hem Arca hem de Björk’ün videolarında yönetmen olarak çalışmış olan Jesse Kanda’nın tasarımı olan kapak görselinde, James Merry’nin (ki Björk öncesinde de sık sık kendisinin tasarımlarını kullanmıştır) tasarladığı silikon bir maske kullanılmış. Makyaj ise Berlin temelli bir drag-queen ve makyaj sanatçısı olan Hungry’ye ait. Björk kapak görselinin altında yatan fikri “insanlara dönüşen synth’lere dönüşen flütlere dönüşen kuşlar” olarak tanımlıyor. Bu fenomeni “matriark” anlamda desteklemesi açısından da yeni doğmuş bir kuş yavrusu kullanılmış. Björk’ün çalmayı öğrendiği ilk enstrüman olan flüt, albümün müziğinde bolca yer ettiği gibi kapakta da alternatif bir tasarımla göze çarpıyor. “Şeftali rengi” ve su yeşilinin baskın renkler olması da Björk’ün kendi tercihi. (Sanatçının Birleşik Krallık’taki plak şirketi Rough Trade Records’un, albümün plak versiyonu için kısıtlı sayıda şeftali rengi plak ürettiğini de küçük bir not olarak düşeyim.)

Albüm sahip olduğu tematik bütünlükle uyumlu olarak kuş sesleri, biraz cızırtı ve ardından “Arisen My Senses” ile açılıyor. Altyapısında Arca’ın daha önce soundcloud üzerinden paylaştığı bir çalışmasının sample olarak kullanıldığı parça, açılışı yapmasının yanında aynı zamanda albümün ilk tamamlanan şarkısı. Eklektik, zaman zaman patlayıcı ve mistik yapısı ile mükemmel bir şarkı bu. Şarkıdaki ses/enstrüman spektrumu o kadar geniş ve Björk’ün vokali o kadar güçlü ki gerçekten de yeni bir duyu uyandırmaya çalışıyormuş hissi yaratıyor. Uzun dönemde de bu albümün en çok hatırlananlarından biri olacağına inanıyorum.

Blissing Me” albümün daha önce paylaşılan iki şarkısından biri. Kapak görseli ile benzer estetik öğelere sahip olan videosu, şarkının ruhunu başarılı bir şekilde yansıtıyor. Minimalizmi ve yumuşak vokalleri ile Vespertine sevenler için harika bir şarkı. “Tinder” temasının yoğun bir şekilde hissedildiği şarkıda Björk; karşılıklı olarak “mp3” gönderdiği, sürekli yazıştığı ve ruhuna aşık olduğu yeni bir kişiden bahsediyor. Şarkının sonunda, Björk’ün bu albüm ile yarattığı evrendeki fantastik yaratıkların seslerini andıran sesler aracılığıyla bir sonraki şarkı olan “The Gate”e geçiş yapılıyor.

Eylül ayında yeni albümün müjdesi olarak paylaşılan “The Gate“, yaklaşık bir dakika süren folklorik bir giriş ile başlıyor. İlerledikçekendi hissiyatını gittikçe genişletiyor ve Arca’ya ait olan elektronik tınılar, sonsuz karanlık içindeki renkli parıldamaları anımsatıyor. Björk’ün Vulnicura dönemindeki birçok müzik videosunda da birlikte çalıştığı Andrew Thomas Huang’ın yönettiği video, şarkıya ait olan evreni ve “daha soyut anlamda bir aşk” temasını, şarkının kendisinde de olduğu gibi folklorik bir girişle başlayarak mükemmel bir şekilde görselleştiriyor.

Videoda kullanılan elbiseyi Gucci tasarımcılarından Alessandro Michele dikmiş. Şarkı-video kombinasyonu için büyüleyici kelimesini kullanmak çok da iddialı olmaz diye düşünüyorum.

Albüme adını veren “Utopia“, flüt ve kuş sesleri ile başlayarak dinleyiciyi yağmur ormanları benzeri bir atmosfere sokuyor. Albüm ismi olarak “Utopia”yı tercih etme sebebinden bahsederken Björk; niyetinin ideal bir mükemmellik yaratmak değil de fantezilerimiz ve gerçeklikleri ele alıp, bunların birbirlerine nasıl yardım edebileceğini yorumlamak olduğunu ifade etmişti. Bu fikirlerden beslenen şarkı, sound olarak da albümün en aydınlık noktası. Bu aydınlıktan sonra ise albüm “Body Memory” ile karanlık derinliklere ilerliyor.

Body Memory” albümün karanlık merkez noktası olması ve yaklaşık 10 dakikalık süresi açısından Vulnicura’nın “Black Lake”ini anımsatıyor. Aynı zamanda bu şarkıya bir yanıt olarak yazılmış olduğu da düşünülebilir. “Black Lake” 10 yıllık partneri Matthew Barney’den ayrılışının acısını yansıtırken, “Body Memory” kaderiyle cebelleşmeyi bırakıp hayatına devam edebilmek üzerine. Björk bu mücadele üzerinden, geçmişe dönük olarak kendisinin kırsal ve kentsel ile olan ilişkisini de sorguluyor. Eski partnerine benzeyen kişilerle karşılaştığı zaman hissettiklerinden bahsettiği sonraki şarkı “Features Creatures” da bu parçanın hissiyatını sürdürüyor.

Features Creatures” bittiğinde, dinleyicide gerçekten uzun bir yol kat edildiği hissi uyanıyor ancak on dört şarkının henüz sadece altısını dinlemiş olduğumuzu fark ediyoruz. Bu noktada albümün fazlasıyla uzun olduğu eleştirilerine katılmamak elde değil. Albümü buradan itibaren ikiye bölebiliriz. Zira buradan sonra Arca’nın glitch pop öğelerinin ve industrial esintili imza tınılarının daha baskın olduğu bölgelere adım atıyoruz.

Bu bölüm ikili ilişkilere naif bir açıdan bakan “Courtship” ile başlıyor. “Courtship” hafif ve tatlı bir pop şarkısı. “Losss” ise çok yumuşak ve hoş bir ezgiye sahip. Björk bu şarkıyı, kendisine ait en güzel şarkılardan biri olan “Pagan Poetry” ile karşılaştırmış. “Losss” için albümde akustik bir versiyonu yer alsa çok daha isabetli bir karar olurmuş diye düşünüyorum. Şarkının ilerleyen kısımlarında prodüksiyonun robotsuluğu ve sertliği, “Bu kadarına gerek var mıydı?” diye sorgulatıyor. Arca’nın bu albüme yönelik öfkenin hedefi olmasının sebeplerinden biri de bu şarkıdır kanımca. Zira yalın haliyle “Losss”, son derece estetik ve huzur verici olurdu.

Arca’nın baskınlığının dinleyicileri ikiye böldüğü albümün tümü için söylenebilir ancak “Sue Me“nin bu bölünmenin zirve noktası olacağını düşünüyorum. “Sue Me” başından sonuna kadar dinleyiciyi bir an bile dinlendirmeden tüm silahlarıyla saldırıyor adeta. Eski partneriyle kızı Isadora’nın velayeti üzerine yaşadığı yasal süreci yansıttığı, çok sert ve güçlü bir şarkı bu. Arca’nın solo işlerini de seven biri olarak etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Ancak nefret edenleri anlamak pek güç değil.

“Sue Me” bir sonraki parça olan “Tabula Rasa” ile de tematik anlamda bir ikili oluşturuyor. “Sue Me”de Matthew Barney’i narsist olmakla suçlayan ve çocuklarını yıpratmamak adına savaşa son vermeye davet eden Björk, “Tabula Rasa“da ebeveynlere önceki nesillerin öğretilerini ve hatalarını kendi çocuklarına yansıtmayıp onlar için daha temiz bir yaşam temin etmeyi öneriyor. Isadora’ya onu ne kadar çok sevdiğini söylerken, onun babasını ise aile dışında ikinci bir yaşam sürmekle suçluyor.

Albüm Björk’ün hem doğası açısından hem de bir ev olarak İzlanda ile olan ilişkisini anlattığı “Claimstaker” ve albümün tek enstrümantal parçası olan “Paradisa” ile bir nefes alıyor. Müziği insanların ihtiyaçlarını anlayan, onları seven ve iyileştiren bir azize olarak betimlediği “Saint” ile devam ediyor; insanlara geçmişi bırakıp, sevgi içinde birlikte geleceğe doğru hareket etmeyi öneren optimistik “Future Forever” ile de sona eriyor.

Bu dört şarkı ile albüm nispeten sakin ve duru bir sona sahip. Dinleyicilerin önemli bir kısmının bu albümden nefret ettiğini biliyorum. Arca’yı, Björk’ün müziğini berbat etmekle hatta daha ileri gidip onu kendisinin kuklası haline getirmekle suçlayan kişiler mevcut. Böyle bir suçlama yapmak için Björk’ün günümüz müziğini değiştirecek kadar güçlü ve büyük bir müzisyen olduğunu unutmuş olmak gerektiğini düşünüyorum. Ancak Utopia’da çok daha baskın olmak üzere, Arca’nın son iki albümde Björk’ün müziğini önemli derece etkilediğini reddetmek pek mümkün değil. Böylesine radikal bir değişimin bölünmeye sebep olması da kaçınılmaz.

björk utopia ile ilgili görsel sonucu

Utopia’nın bazı noktalarda kendini tekrar ettiği de bir gerçek. Ancak Björk yine de bu albümle dinleyicilerine, içinden istediklerini seçip sevebilecekleri, hem nicelik hem de nitelik açısından geniş bir içerik sunuyor. Albüm, kendi içinde yarattığı bütünlük hissi ve bir müzikal evren oluşturma becerisi açısından da gayet başarılı.

Albümün görselleri de, müzik videoları da, neredeyse bütün şarkıları da işbirliği içinde ortaya çıkarılmış. Yazının başında da belirttiğim gibi, Björk’ün son birkaç yılda İzlanda ya da Karayipler gibi dünyanın çeşitli yerlerinde birlikte seyahat ettiği yakın arkadaş grubunun bu üretim sürecinin bütününde etkisi büyük. Haliyle (özellikle de müzikal açıdan), “Utopia“nın ne kadar Björk’ü yansıttığı konusu tartışmaya açık. Kanımca Utopia gayet iyi bir albüm ancak o kadar da iyi bir “Björk albümü” değil. Her ne kadar keyif alsam da bu çalışma, daha fazla kendini tekrarlamamak adına Arca ile olan müzikal işbirliğinin son üretimi olmalı diye düşünüyorum.

– 3.7/5