The Knife ile tanıdığımız Karin Dreijer Andersson, solo projesi Fever Ray ile geçtiğimiz günlerde bize hoş bir sürpriz yaptı. 8 yıl sonra piyasaya çıkardığı yeni albümü “Plunge”ı sizin için inceledik.

Fever Ray - Plunge ile ilgili görsel sonucu

The Knife’ın 2000’ler müziğine katkılarını anlatmak için ayrı bir yazı yazmak gerekir. Bu nedenle “Silent Shout“ın sadece döneminin değil, elektronik müzik adına tüm zamanların en önemli işlerinden biri olduğunun altını çizmek istiyorum. The Knife, hit çıkarmak konusunda asla sorun yaşamayan İskandinav elektronik müzik camiasının en önemli grubu olmayı, diğer hiçbir grup gibi olmayarak başardı. Soğuk, karanlık ve eleştirel bir müzik yaparken, dile dolanan melodileri de aralara gizlemeyi bildi. 2013 yılında çıkan son albüm “Shaking The Habitual“; öncekilerden bile sert, politik ve deneysel bir çizgiye sahipti. The Knife’ın her albümü gibi dikkat ile dinlenmeyi hak ediyordu.

The Knife’ı oluşturan iki üyeden biri olan Karin Dreijer (ki diğeri kardeşi Olof olur), 2009 yılında Fever Ray ismi ile çıkardığı kendi adını taşıyan ilk albümü ile herkesi şaşırtmayı başarmıştı. The Knife’ın yaptığı müzikten oldukça uzak, ama aynı derecede soğuk, mesafeli ve devrimsel bir yanı vardı. Albümün pek çok şarkısını hala daha bir yerlerde duyabilirsiniz. Hatta Vikings dizisinin açılış şarkısı olarak kullanılmasına hala şaşırdığım “If I Had a Heart“, Fever Ray’in tahmin etmediği bir popülariteye ulaşmasını sağladı.

The Knife’ın en sıradışı yönlerinden biri de medya ile ilişkisi olmuştur. Güzel ve güçlü bir kadın figürü olarak Karin, asla röportajlar vermez ya da bir ödül kabul edecekse bile tuhaf olmayan bir kostüme girmeden gidemez gibi görünmektedir.

Bu nedenle iki albüm arasında neredeyse kendilerinden hiçbir haber alınamaz. “Plunge” da böyle ani bir şekilde karşımıza çıktı. The Knife’ın canlı kayıtlarını yayınlaması bir sinyal olabilirdi, zira artık insanlar grubun dağıldığını ve ikilinin tekrar müzik yapmayacağını düşünmeye başlamıştı. “Plunge”dan gelen ilk single “To The Moon And Back” ise herkesin heyecandan titremesini sağlayacak derecede iyi bir şarkıydı. Videosu da “Shaking The Habitual” dönemindeki deneysel kısa filmleri andırıyordu.

Bir Fever Ray albümünü dikkatle dinlemek gerekir, çünkü her köşede bir şeyler gizlidir. Kışkırtıcı sözleri ile “Wanna Sip” açılış şarkısı olarak kusursuz. Gizemli beat’leri, fırtına öncesi sessizlik hissi veren ritmi ve Karin’in iyice “cadı”laşmış vokali, ilk albümden daha farklı bir işle karşılaşacağımızın sinyallerini veriyor.

Albümün kapağında kısa saçları ve yüzünde gezinen yıldırım deseni ile karşımıza duruyor. Daha cesur ve şaşırtıcı bir duruş bu. İkinci şarkı “Mustn’t Hurry”, ilk albümün tadına yakın olsa da, sözleri ile karşımızda tıpkı albümün kapağındaki gibi daha çılgın bir Fever Ray olduğunu anımsatıyor. Gerçekten de albümün politik tarafı ile, arzuları ve cinselliği bir potada erittiğini görüyoruz. Örneğin “This Country” albümün tam merkezinde duruyor ve Fever Ray’in manifestosu oluyor. “This country makes it hard to fuck” diye defalarca kere haykırıyor.

Albümün en şaşırtıcı (ve The Knife tadına yakın) parçalarından biri “IDK About You”, tuhaf düzenlemesi, yalın prodüksiyonu, inleme sample’ları ile dinleyiciyi zorladığı kadar eğlendirmeyi başarıyor. Bir savaş marşı olduğu kadar cinsellik koktuğunu ve albümün genelinin benzer bir duyguyu sürdürdüğünü söylemek mümkün.

Albümün ilk yarısı daha hit parçaları barındırsa da, ikinci bölümün daha heyecan verici olduğunu düşünüyorum. “Plunge“, tanıdık bir melodiye sahip. Karin’in şarkı yazım yeteneğini konuşturduğu, beş dakikayı aşan enstrümental bir parça. “Red Trails” ise hem doğulu hem de batılı bir his veren masalsı yaylıları ile kişisel favorilerimden biri. Fever Ray’in bir ağıt yapmaya en yakınlaştığı an bu.

Mama’s Hand” albümün kapanışını yapıyor. Şarkı çok tipik bir Fever Ray şarkısı aslında. Gıcırtılı synth’leri, insanın içini hoplatan beat’leri, yabancılaştıran vokalleri ile akıp gidiyor. Şarkıda ilginç olan kısım sanırım çok kişisel bir yanının olduğunun hissedilmesi. Spesifik bir anıdan ya da bir durumdan bahsettiğini düşünüyorum. Fever Ray’in sembolizmini çözmek kolay iş değil, ama ben tahminimi kardeşi Olof ile ilişkisinden yana kullanmak istiyorum. Keza The Knife ile geçen yılların ve sonrasında gelen ayrılığın ayrıntılarına sahip değiliz. Aynı annenin elini tutan bu iki kardeşin iç dünyasına, sadece onların izin verdiği düzeyde inebiliyoruz.

Plunge“, Karin Dreijer Andersson’un yıllar geçtikçe olgunlaştığını değil, daha da çıldırdığını gösteren albüm olmuş diyebilirim. Bu albümü ilki ile kıyaslayıp nefret edecekler olacağını tahmin etmek zor değil. İlk albüm kadar derli toplu değil, şarkıları radyolarda duymanız da pek mümkün olmayacak. Bütün bunlar karşımızda derinlemesine incelenmesi gereken, önemli bir albüm olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Muhtemelen bu iki albüm de çok farklı dönemlerin ve ruh hallerinin eseri, bu nedenle kıyaslama yapacak olursam, sadece The Knife’ın “Shaking The Habitual”i ile kıyaslama yapabilirdim. Kışın güneş yüzü görmemesine rağmen sıcacık bir elektronik müzik yapmaya çalışan diğer kuzeylilere inat, karşımızda gizemli bir yaratık duruyor. Sonuçta böylesini de sadece Fever Ray yapabilirdi.

– 4.4/5