23 yaşındaki müzisyen Archy Ivan Marshall’ın King Krule adı ile yayınladığı ikinci albümü “The OOZ” bu yıl dinleyeceğiniz albümler arasında kendine özel ve karanlık bir yer edinecek. Birbirinden farklı 19 şarkıdan oluşan albümü sizin için inceledik.

Marshall, yaşıtlarından farklı bir müzisyen. Yaptığı müziği dinlerken birbirinden farklı müzik türlerine bu kadar hakim olması sizi şaşırtabilir. Daha çok genç olmasına rağmen müzik ile uzun yıllardır uğraşan Londralı müzisyen, çok erken yaşlarda hip hop ile ilgilenmeye ve kendi şarkılarını değişik isimlerle mixtape’lerde yayınlamaya başlamış. 23 yaşındaki bir müzisyenin sahne ismi olarak Elvis Presley’den ilham alması zaten başlı başına şaşırtıcı bir durum. Bu açıdan Marshall’ın kim olduğunu bilmeden bu albümü dinlediğiniz takdirde karşınızdakinin otuzlarının ortasındaki bir müzisyenin beşinci albümü olduğunu düşünebilirdiniz. Yaptığı işi bu kadar kendinden emin ve profesyonel bir şekilde yapması, yeteneği kadar genç yaşlarından beri azimle çalışıyor olmasından kaynaklanıyor.

Archy Ivan Marshall ile ilgili görsel sonucu

Yarısı eski şarkılarından oluşan ilk albümü “6 Feet Beneath The Moon” ile dikkatleri üstüne çekmeyi başaran Marshall o zamanlar henüz 19 yaşındaydı. Bu dört yılda Marshall neredeyse bütün ipleri kendi ellerine almayı başarmış. Bir sanatçı olarak kendini ifade etmek konusunda büyük yol kat etmiş. “The OOZ”u ilk dinleyişinizde tam olarak ne dinlediğinizden emin olamıyorsunuz, ama tuhaf ve güçlü bir albümle karşı karşıya olduğunuzu hissediyorsunuz. Marshall’ın yarattığı yoğun hisler, albümün kaotik yapısı ve ağır ses katmanları ile bire bir ilişkili.

Archy Ivan Marshall ile ilgili görsel sonucu

Trip hop’ın en parlak günlerini andıran bir parça olan “Biscuit Town, albümü oldukça yüksek bir noktada açıyor. Şarkı sözleri kadar Marshall’ın hip hop geçmişini düşündüren vokalleri, bazen kakafonik bir hal alan parçaları oldukça iyi toparlıyor. Bu parçalar çoğu zaman kulağa güzel gelmiyor. Dumanlı ve karanlık atmosferi için melodik yapısından feragat etmek zorunda kalıyormuş gibi duyuluyor. Ama bu durumdan şikayetçi olamıyorsunuz.

Dum Surfer” gibi davulların ön planda olduğu, caz ile beslenen bir parça, tam olarak araya gizlenen gitar sololarına rağmen insanı tiksindirmeyi başarıyor. King Krule, ruhunuzu beslemek için değil, sanki sizi duymak istemediğiniz şeylerle tanıştırmak için müzik yapıyor. “Dum Surfer” finalinde bir araba kazası ile birlikte ortalığa dökülen kusmukları anlatırken, birden şarkı dalgalara dönüşüp ortadan kayboluyor. J. G. Ballard romanları dışında böyle bir hikayeye pek sık denk gelmezsiniz.

Slush Puppy, uzun süredir duymak istediğiniz Portishead parçasını ayağınıza getiriyor. Romantik gitar melodisinin tadını çıkarırken, Marshall’ın sesinin binbir tonunu dinlemeye devam ediyorsunuz. Sadece bir müzisyen olarak değil, vokal olarak da övülmeyi hak ediyor. Tırnaklarıyla kazıyarak yaptığı bu albümü birbirinden farklı tiplemelerle doldurmayı başarıyor.

Albümün “Logos ya da “La Lune” gibi parçalarla iyice caza kaydığı anların ayrı bir lezzeti var. Albümün türler arasında gezindiğini söylemiştim, ama sınırı çok da aşmıyor aslında. Biraz post punk, biraz r&b, biraz trip hop… Ama gerçekten dans edecek ya da partide çalacak bir parça bulmak için epey çaba göstermelisiniz. Şahane ilk tekli “Czech One bu konuda güzel bir örnek. Albümün en kolay dinlenen parçalarından biri olduğunu düşünecek olursanız, Marshall’ın çıtasını ne kadar yükselttiğini fark edebilirsiniz.

Bu yıl albüm çıkaran Arca, yine yaşından beklenmeyecek olgunlukta bir albüme imza atmıştı. King Krule da yeteneği karşısında hayran bırakıyor. Arca’nın albümü çok daha odaklanmış ve iyi paketlenmiş bir eserdi. Marshall ise bizi neredeyse psikotik iç dünyasında kaotik ve uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Ama mükemmeliyet arayan biri için dikkat dağıtıcı çok fazla unsur var. Marshall’ın öyle bir niyeti yok, onun niyeti kendini anlatmak. Daha doğrusu zihnini müzik ile ifade etmeyi başarmak. “Half Man Half Shark” gibi yerinde duramayan bir post punk parçası bu albümde kendine nasıl bir yer bulabilirdi? Eğer albümdeki parçaların ortak özelliği Marshall’ın hayal gücündeki soyut ve grotesk kavramları anlatıyor olmaları olmasaydı…

Uzun, kaotik ve zor bir albüm yapıyorsanız, dinleyiciyi bir şekilde ödüllendirmeniz gerekir. King Krule bu kuralı çok iyi biliyor gibi görünüyor. Dinlediğiniz müzisyenin kendi dünyasının derinliklerine girmeyi seviyorsanız, bu karanlık albüm tam size göre. Uzun süresine ve sık sık yolunu şaşırmasına rağmen, sonunda sizi ulaşmayı beklemediğiniz ama ulaştığınıza memnun olduğunuz bir durakta indirecek. Marshall’ın yeteneği müzik tarihindeki hazineleri yakalaması ve bunları kendi zihninin filtresinden geçirebiliyor olması. Bu açıdan yılın en orijinal albümü bile olabilir karşımızdaki.

– 4.0/5