The National, merakla beklenen yeni albümü Sleep Well Beast ile karşımızda. Kendi tarzlarını değiştirmeden yeni şeyler denedikleri bu albümlerini inceledik.

Sleep Well Beast ile ilgili görsel sonucu

2000’li yılların alternatif müzik için önemli kilometre taşlarından biri, The National’ın “Boxer” albümünü yayınlaması olmuştu. Bir önceki albüm “Alligator” da onun kadar iyiydi, ama “Boxer” grubu büyükler kategorisine taşımaya yetmişti. Sonrasında gelen güzel albümler ile birlikte The National, “ne yapsa dinlenir” denilebilecek bir kaliteyi sürdürmeyi başardı. 2013 tarihli “Trouble Will Find Me”, bazıları için minik bir hayal kırıklığı olsa da, her yönüyle yılın en iyilerinden biriydi.

Sleep Well Beast‘in ilk teklileri “The System Only Dreams in Total Darkness” ve “Guilty Party”, önceki albüm ile biraz heyecan kaybeden dinleyicileri heyecanlandıracak türdendi. “Sleep Well Beast”in grubun yeni bir şeyler denediği albüm olacağını tahmin etmek zor olmadı. Elbette Matt Berninger’in tok sesi ve karizmatik vokal stili yerinde duruyordu, ya da kaliteli gitar melodilerinden bir şey kaybetmemişlerdi. Sadece kaçınılmaz olarak elektronik müzik ile inceden haşır neşir olmaya başlamışlardı. Arkasından gelen “Carin at the Liquor Store” ve “Day I Die” biraz daha eski tarzlarını anımsatsa da, albümden çıkan dört teklinin de oldukça güçlü olması heyecanın dozunu yükseltti.

Albümün açılışını yapan “Nobody Else Will Be There”, oldukça aşağı bir tondan başlıyor. Bir açılış şarkısından çok final parçasını anımsatıyor adeta. Albümü daha baştan yavaş ve duygusal bir ton ile açmalarına rağmen hemen arkasından albümün en enerjik parçalarından biri “Day I Die” geliyor. Yakalayıcı melodisi ile albümün en radyo dostu parçası olabilir. Dahası ilk parçanın melankolik tonu, yerini bir miktar enerjiye bırakıyor.

“Walk It Back” atmosferi tekrar aşağıya çekiyor. Hatta ses kayıtlarından oluşan kısmı ile biraz şaşırtıyor da. 2015 yılından beri konserlerde değişik isimlerle, değişik sözlerle çalınan bu parça sonunda en elektronik haliyle albüme girmeyi başarmış. Grubun en deneysel parçalarından biri olduğunu düşünüyorum.

“The System Only Dreams in Total Darkness”, grubun politik yönünü en açık ifade ettiği parçalardan biri. Son yıllarda Amerikan müziğinin Trump ile birlikte politize olmaya başladığını görüyoruz. Albümün en iyi şarkılarından biri olarak TSODITD, Matt Berninger’in bariton sesi ile gerçekten insanın içine dokunmayı başarıyor. Finaldeki klişe gitar solosu ise, klişenin her zaman kötü bir şey demek olmadığını ispatlıyor.

Albümün etkileyici kısımları daha çok yavaş parçalarda saklı. “Carin at The Liquor Store”, multi-enstrümantalist Aaron Dessner’ın harika piyano performansı ile albümün zirvelerinden biri oluyor. Şarkının kayıt sürecinde eşinin annesinin ölüm haberi aldığını ve bu nedenle parçanın onun için çok duygusal bir yanı olduğunu da belirtiyor.

“Turtleneck” gibi parçalar ise albümün ihtiyacı olan itici gücünü oluşturuyor. Grubun gerçekten yeni bir şeyler denediği bu parça, inanılmaz yüksek bir tempoya sahip. 70’ler klasik rock’ını andıran tonu ile şimdiden grubun bazı hayranların favorileri arasına girmiş durumda.

Albümün merkez parçası diyebileceğimiz “Guilty Party”, minimal elektronik tonu ve hüzünlü gitarları ile gerçekten etkileyici bir parça. Albümün atmosferinin ufak bir özetini sunuyor. Matt Berninger’in şarkı sözü yazarkan sık başvurduğu “hayali bir korku üzerine gitme” yöntemini uyguladığı bu parça, bir ayrılık –hatta boşanma- parçası. Eşinden ayrılmanın ve hayatının darmadağın olmasının onu ne kadar korkuttuğunu hissedebiliyorsunuz.

Albümün final parçası “Sleep Well Beast”, grubun sıklıkla kıyaslandığı Radiohead’in son albümlerinden çıkmış gibi duruyor. Albümün en elektronik parçalarından biri “I’ll Still Destroy You”nun bir devamı gibi duruyor, hatta şarkının sözlerinde bu parçaya da gönderme yapmayı ihmal etmiyor. Albümün genel olarak karanlık ve hüzünlü atmosferi, gelecek ile ilgili korkular, kişisel kayıplar ve acılardan besleniyor gibi görünen bu iki parça bunun aksine bir miktar umut ışığı barındırıyor. En basit tabirle söylemek istediği şey ise “sevginin bir çıkış yolu olabileceğini ve mücadeleye devam etmemiz gerektiği.”

The National, kendi diskografisi içinde yeni şeyler denese bile, çok da uzağa gitmeyi başaramıyor. Albümü, grubun “A Moon Shaped Pool”u olarak görmek bana çok mantıklı gelmiyor .çünkü bir iki parça dışında risk almadıkları gibi, alıştığımız The National melodileri ve beklediğimiz temalar ile karşımıza çıktılar. Ama elimizde oldukça güzel bir albüm var, üstelik bu albüm grubun geleceği ile ilgili merak uyandırmayı da başarıyor.

– 3.9/5