PAYLAŞ

Brooklyn çıkışlı grup LCD Soundsystem, 7 yıllık ayrılığın ardından sabırsızlıkla beklenen yeni albümü ile aramıza döndü. Başından sonuna kadar şaşırtıcı olan “American Dream”i sizin için inceledik.

LCD Soundsystem - American Dream ile ilgili görsel sonucu

James Murphy, grubunun üç albümlük kariyerini noktalarken, aslında her şeyi tadında bırakmayı amaçlıyordu. Üçü de birbirinden güzel şarkılarla dolu albümleri düşününce yerinde bir karar olduğuna kimsenin itirazı yoktu. 2011 tarihli büyük Madison meydanı konseri ile efsanevi bir final yaptı. Hatta bu konserin albümü, 2010’ların en sevilen canlı kayıtlarından biri oldu. Her şey o kadar mükemmel başlayıp bitmişti ki LCD Soundsystem adını müzik tarihine altın harflerle yazdırmıştı.

Bu erken emeklilik süresini yan projelerle doldurmaya çalışan Murphy’nin imdadına David Bowie yetişti. Her zaman en büyük ilham kaynaklarından biri olan Bowie’nin son albümü “Blackstar“da prodüktör olmayı planlayan Murphy, bir kaç şarkıda ufak değişikliklere el attıktan sonra çekildi. Sonradan “Bir daha prodüksiyon yapmayı düşünmüyorum.” açıklaması ile bundan artık yeteri kadar keyif almadığını ifade ediyordu. Bir şekilde yavaşça kendini tekrar LCD Soundsystem’ı küllerinden diriltmek isterken buldu.

james murphy blackstar ile ilgili görsel sonucu

İlk iki şarkı Call the Police” ve “American Dream bundan aylar önce piyasaya sürüldüğünde karşımızda yılın en iyi şarkılarından ikisi olduğuna emindik. Murphy, eşsiz müzisyenlik yeteneğini kaybetmemişti. Buna rağmen bu ani geri dönüş bir çok hayran tarafından öfke ile karşılandı. İnternette grubun dağılma hikayesinin para kazanmak amaçlı yapılan bir oyun olduğunu iddia eden yazarlar ve ihanete uğradığını düşünen pek çok hayran bulmak mümkündü. Murphy, bu durum ile ilgili kendi facebook sayfasında “hayranları anladığını ve kendisinin de benzer bir şey hissedeceğini” açıklamasında bulundu.

Peki Murphy gerçekten para kazanmak için bir oyun mu oynamıştı? Bu saçma hikayeye inanmak oldukça zor. “You Wanted a Hit” gibi bir şarkı ile müzik piyasasına nanik yapan bir adamın, bu kadar basit bir oyun oynamayacağını tahmin etmek zor değil. Murphy, geri dönüşünü basit bir şekilde açıklıyor: “Bowie dönmemi söylüyordu, arkadaşlarım dönmemi söylüyordu, eşim dönmemi söylüyordu, ben de dönmek istiyordum.” Özetle, emir büyük yerden geliyordu.

Albümün aylar süren post-prodüksiyon aşaması meyvesini vermiş gibi duruyor çünkü karşımızda yine uzun uzun konuşulacak bir albüm duruyor. Albümdeki her şarkının pek çok müzik grubuna ve müzisyene göndermelerle dolu olduğunu tahmin ediyorsunuzdur. Albümün ilk şarkısı “Oh Baby” beklenmeyen bir açılış yapıyor. 70’lerin synth punk grubu Suicide’a hayranlığını her zaman açıkça ifade eden Murphy, mükemmel bir benzerlik yakalamış. Albümü bu derece düşük ve duygusal bir şarkı ile açması takdir edilesi.

Yedi dakikalık, kıvrak ritimleri ve eğlenceli gitar ritmi ile “Other Voices”, tam bir Talking Heads şarkısı. Hatta şarkının en büyük problemi fazlası ile Talking Heads’in bir albümünden cover’lanmış gibi duyuluyor olması olabilir. Kendi davulculuk geçmişi sağolsun, Murphy hemen her şarkıda dudak uçuklatan ritimler kullanmayı ihmal etmemiş. Davulcu Pat Mahoney’nin yeteneklerini de takdir etmek gerek.

İlk iki şarkının rüzgarını atlatamadıysanız, üçüncü şarkı “I Used To” ile karşılaşınca ufak bir şok yaşayacaksınız. Tuhaf ve şiirsel bir “ayrılık” şarkısı olan bu parça, Murphy’nin falsetto’ları ile ve finaldeki gitar solosu ile asla yayınlanmamış bir The Cure şarkısı gibi duyuluyor. Şarkı neredeyse tek dinleyişte insanın kalbini kazanıyor ve tekrar dinlenebilirlik seviyesi çok yüksek. Yılın en iyi şarkılarından biri olduğunu düşünüyorum.

Change Yr Mind”, yaşı geçkin hipster Murphy’nin bir önceki albümün açılış şarkısı “Dance Yrself Clean”e göz kırptığı bir parça. Grubun tekrar bir araya gelmesi ile oluşan etkiye karşı bir tepki olarak ortaya çıkan sözlere ve 70’ler Bowie’si kokan gitarlara sahip.

How Do You Sleep?”, albümün merkezinde dokuz dakikalık bir yer kaplıyor. Ama bu parçayı tek kelime ile tanımlamam gerekse “efsanevi” derdim. Murphy’nin bu şarkıyı yazarken DFA plak şirketindeki eski ortağı ile oldukça korkunç bir şekilde biten arkadaşlığından ilham aldığını biliyoruz. Joy Division, Ian Curtis’in ölümü ile dağıldığından beri böyle bir parça yapılmamış olabilir. 4. dakikada giren synth’lerle birlikte tüyleri diken diken ediyor. Murphy, ilk iki single’ın albümü tanımlamadığını, albümün çok daha karanlık bir atmosferi olduğunu söylerken bu parçayı aklından geçiriyordu muhtemelen.

Tonite”, albümün en pop parçası. Tipik bir LCD Soundsystem şarkısı, en basit tabirle “ilerleyiş”ten ibarettir. Yani önce bir ses duyarız, sonra yavaşça yenileri eklenir ve sonunda ortaya inanılmaz bir kompozisyon çıkar. “All My Friends” ve “Someone Great” gibi başyapıtlarda da bu formülü uygulamaktadır. “Tonite”, tam olarak şaşırtıcı ilerleyişi ve finaldeki güçlü synth’leri ile bu formülü uyguluyor.

Ardından gelen “Call The Police” ve “American Dream” ikilisi, albümün en güçlü kısımlarından birini oluşturuyor. “Call The Police”, yıllar önce yapılmış ve eski bir sandıktan çıkmış gibi adeta. Brian Eno ve David Bowie’nin en güzel dönemlerini birbirine karıştırdığınızda karşınıza çıkacak sound hemen hemen böyle bir şey olacaktır.

Synth yağmuru diye tanımlayabileceğim “American Dream” ise kişisel fikrime göre yılın en iyi single’ı olabilir. Şarkının içerdiği hüzün ve hayalkırıklığı hissini tarif etmek zor. “You took acid and looked in the mirror, watched beard crawl around on your face” gibi muzip replikler, şarkının kara komedi tonunu güçlendiriyor. Bireysel bir yaşlanma ve hayatı sorgulama öyküsü olarak okunabileceği gibi, albüme de adını veren bu şarkının bir jenerasyonun durumunu anlattığını da düşünebiliriz.

Albümün kapanışını “Emotional Haircut” ve “Black Screen” yapıyor. İlki Talking Heads tadını devam ettirirken, ikincisi 12 dakikalık süresi ile tekrar dinlenebilirliği düşük yeni bir “Someone Great” vakası gibi görünüyor. Daha önce yaptığımız LCD Soundsystem listemizde liste başı yapmaktan çekinmediğimiz bu parçanın, Murphy’nin ölen terapisti için yazdığı bir şarkı olduğundan bahsetmiştik.

“Black Screen” ise, Bowie’nin ölümünün ardından yazılmış bir elveda parçası. Soğuk synth’lerine rağmen güçlü bir saygı duruşu ile kapatıyor albümü Murphy.

Müzik dünyasının Tarantino’su olarak gördüğüm Murphy’nin elinden böyle bir albüm çıktığını görmek beni şaşırtmadı. Beni şaşırtan synthsizer’ı ilk defa bu kadar yoğun bir şekilde kullanmaktan kaçınmaması oldu. Ağır ve ağdalı synth’ler günümüzde “demode” olarak kabul edilmekte iken, Murphy modayı takip etmemekte kararlı olduğunu göstermiş. Albümün tek kusurunun yeri geldiğinde fazla uzayan şarkı süreleri ve bazen öykündüğü grubu fazla andırması olduğunu düşünüyorum. Ama aylarca süren sabırlı bekleyişin ardından gördük ki, LCD Soundsystem ne zaman isterse tekrar dağılıp bir araya gelebilir. Yeter ki ortaya böyle enfes albümler çıkmaya devam etsin.

– 4.5/5