İngiliz şarkıcı ve söz yazarı Lucy Rose, üçüncü stüdyo albümü Something’s Changing ile yeniden aramızda.

Something's Changing ile ilgili görsel sonucu

Albüm; Ben Howard, Matt Corby, Michael Kiwanuka gibi isimlerin kayıt şirketi Communion etiketiyle 7 Temmuz’da raflardaki yerini aldı. Lucy Rose da albümün reklamı niteliğinde, Latin Amerika yolculuğunun albüme verdiği ilhamdan bahseden 20 dakikalık bir videoyu kendi internet sitesinden paylaşmıştı.

Kırılgan sözler, su gibi akar tonda bir ses, İngiltere’nin yağmurlu günleri derken Angel Olsen ve Laura Marling furyasından sayabileceğimiz Lucy Rose kariyerinde doğru adımlar atan biri. Bu kadar keskin bir giriş yapmamın sebebi ise ses kalitesini kullanmayı iyi bilen Rose’un solo kariyerinden önce Bombay Bicycle Club, Ghospoet, The Manic Street Preacher gibi isimlere vokal desteği yaparak ismini zaten duyurmaya başlamış olması.

İlk albümü üzerinden tam beş yıl geçen Lucy, “Like I Used To”da dinleyiciyle arasında çok samimi bir bağ yakalamıştı. Dinleyenler bilir, “Middle of the Bed”, “Shiver”, “Bikes” halen Rose’un en çok dinlenen parçaları arasında. Bu albüm ile birlikte pozitif enerjisini dışa vuran Rose, daha çok kırılgan ve melankolik bir imaj çizen diğer hemcins meslektaşlarına göre de farklı bir iletişim kurmuştu dinleyici ile arasında. Albümün bu tebessüm ettiren etkileri, onu takip eden ikinci stüdyo albümü “Work It Out” ile, üzerimizde çok uzun süre kalmadı. Albüm olumsuz bir etki elbette bırakmamıştı ama Lucy Rose daha çakıllı bir patikaya girmiş, kaybolmayı deniyor gibiydi. Hayalleri aşıp gerçekliğe güvenli bir iniş gerçekleştirmek istiyordu.

“Something’s Changing” ikinci albümünden iki yıl sonra, halen bu iniş keşfinin devamı niteliğinde bir albüm olmuş. Uzun bir süre turne programıyla haşır neşir olan, yolda olmanın tadına varan Rose, değişimin kendisini Güney Amerika’da aramaya koyulmuştu. Latin topraklarının sıcak rüzgarlarını yüzüne yüzüne yerken, bir yandan müzik kalitesinin içini de iyiden iyiye doldurmuş görünüyor. Hatta, vokal anlamda daha önce yakalayamadığı bir uyum bulmuş bu latin melodilerinin içinde. Özellikle bu uyum, orkestranın sert vuruşlu gitara eşlik ettiği “I Cant Change It All” da çok açık hissediliyor. Aradığı iniş noktasını yakalamış biri için bundan sonrası üretmeye en verimli zamanlardır. Rose için şans dönmüş olmalı ki, “Is This Called Home” gibi ya da “Floral Dress” gibi parçaların oluşmasına açıkça izin vermiş. Floral Dress başarısının yarısını yine İngiliz folk üçlüsü The Staves’in sihirli dokunuşlarına borçlu kesinlikle.

Görsel sonucu

Second Chance” piyano vuruşlarıyla Regina Spektor’ü; albümdeki temposu en yüksek parça “No Good At All” da Feisti anımsatıyor. Birbirine yakın tarzlarda üretim yapan çok isim olması dinleyiciyi ister istemez “ben bunu duymuştum” handikapına düşürüyor, fakat Lucy Rose bu durumun dezavantajından kıl payı yırtıyor. Zira “Soak It Up “ parçasıyla ait olduğu tonu yakalıyor. Albümü bu parçayla yarılamış oluyoruz ve sonrası da albümün genel fikrine atıfta bulunarak son buluyor.

Yol macerasından aldığı ilhamı çer çöp etmeden, olduğu gibi paylaşan ve bunun sözünü ilk albümünden veren Rose, bir şeylerin gölgesinde kalıyor fakat bunu ben bulamıyorum.

– 3/5