Sufjan Stevens’ın bir sonraki adımını merak edenler, bu yıl içinde iki sürprizle birden karşılaştılar; “Carrie & Lowell Live” ve üç müzisyenle ortak çalışmanın ürünü “Planetarium”.

Sufjan Stevens, Nico Muhly, Bryce Dessner, James McAlister ile ilgili görsel sonucu

Sufjan Stevens’ın geçtiğimiz yirmi yılın en çalışkan ve yetenekli müzisyenlerinden biri olduğunu kabul etmek gerek. Kendisini bir müzik sihirbaz olarak görmek de mümkün. Onlarca değişik enstrümanı büyük bir rahatlıkla kullanabiliyor olmasının yanında, basit melodilerden karmaşık düzenlemelere, ağır orkestrasyonlardan tuhaf elektronik deneylere kadar geniş bir aralıkta gezindi kariyeri boyunca.

2015 tarihli son albümü “Carrie & Lowell” müzisyenin diskografisinde de eşsiz bir yere sahip. Stevens’ın kaybettiği annesinin ardından yazdığı 11 şarkıdan oluşan bu albüm şimdiden bir modern klasik olarak kabul edilebilir. Stevens’ın bir sonraki adımını merak edenler, bu yıl içinde iki sürprizle birden karşılaştılar; Carrie & Lowell Live” ve üç müzisyenle ortak çalışmanın ürünü Planetarium”.

Sufjan Stevens, Nico Muhly, Bryce Dessner, James McAlister ile ilgili görsel sonucu

James McAlister ve Nico Muhly, değişik projelerde isimlerini duyurmuş iki isim. Burada Stevens’tan sonra daha çok ilgi çeken ismin Bryce Dessner, nam-ı diğer The National’ın gitaristi olduğunu düşünüyorum. Bu dört müzisyeni bir araya getiren ise, uzay ile ilgili bir albüm yapma hayali olmuş. Güneş sistemi demiyorum, çünkü karanlık enerji ve kara delikle ilgili şarkılar işin boyutunu biraz genişletiyor. Bu konsepti ortaya atanın ise Stevens olduğunu tahmin etmek zor değil. Stevens zaten konsept üretme konusunda en meşhur isimlerden biri. Amerika’nın bütün eyaletleri hakkında albüm yapmayı planladığını açıkladıktan (ve hatta iki albüm de yaptıktan) sonra bunun bir şaka olduğunu ama konsept albüm yapmaktan keyif aldığını itiraf etmişti. Yılbaşı albümü “The Avalanche”, Hristiyan albümü “Seven Swans”, modern zamanlar albümü “The Age of Adz” gibi eserleri de düşününce müzisyenin konsept olmayan albümünü bulmak neredeyse imkansız.

Bu albümü dinlemeye başlayınca ilk rahatlatıcı olan kısım, Stevens’ın annesinin ölümünün yasını bir kenara koymayı başardığını hissetmek oldu. Bu albüm kendi konsepti ile dolu, Carrie & Lowell’ın hüznünden uzakta bir yerde duruyor. Şarkılar çoğu zaman isimlerini aldıkları gezegenlerin özelliklerinin yanında, gezegenlere ismini veren yunan tanrılarının mitolojik hikayeleri ve Stevens’ın otobiyografik anekdotları ile dolup taşıyor. Stevens’ı bu kadar yetenekli yapan bir faktör de çok iyi bir hikaye anlatıcısı olması zaten.

İlk single Saturn, albümün sonlarına doğru karşımıza çıkıyor olmasına rağmen, dinleyicilerde yarattığı hayalkırıklığı nedeniyle öncelikle anılmayı hak ediyor. Stevens’ın autotune’a en az ihtiyaç duyan müzisyenlerden biri olmasına rağmen, neden bu kadar ağır bir şekilde kullandığını anlamak mümkün değil. Yine de albümün konsepti içerisinde çok daha anlamlı ve güzel durduğunu söylemek gerek. Saturn’un oğlunu yediği meşhur Goya tablosunun grotesk imajından esinlendiğini ifade eden Stevens, Daft Punk’tan araklanmış gibi duran uzay diskosunun hakkını elinden geldiğinde vermeye çalışıyor.

Albümün açılışını yapan Neptune, piyanoları ve tenor olduğunu ispatlamaya çalışan vokali ile klasik Sufjan Stevens eserlerine oldukça yakın duruyor. Carrie & Lowell için yazılmış ama kendine yer bulamamış bir parça gibi. Sözleri ise Poseidon’a göndermeler yapan All of Me Want All of You’yu anımsatıyor.

Sonrasında gelen Jupiter, elektronik tınıların ortaya çıktığı ve akustik atmosferin dağıldığı şarkı oluyor. Sonrasında gelen  Venus gibi synth’leri ölçüsüzce şarkıya yayıyor. Şarkı sözlerini inceledikçe değişik metaforlara rastlayacaksınız. Venus albümde en tuhaf sözlerden birkaçına sahip. Aşk tanrısı Venüs’ün adını alan  şarkı, Stevens’ın çocukken gittiği bir kampta yaşadığı ilk cinsel deneyimini paylaşması ile şaşırtıcı derecede kişisel bir hal alıyor. Uzun yıllardır özel hayatı ile ilgili çok az şey paylaşan, aynı zamanda dindar olduğunu söylemekten çekinmeyen Stevens, ilk defa bu kadar açık sözlü davranıyor. “Eğer dokunmak günah değilse, dokun bana.” diyor.

Cinsellik hakkındaki bu şarkıdan hemen sonra Uranus ile kendi oğlu tarafından kastre edilmiş bir tanrının hikayesini anlatması son derece ironik oluyor. Orkestasyona geri döndüğü Uranus‘u, autotune kullanımının başladığı tuhaf derecede eğlenceli Mars ile birleştiriyor. Sonrasında ise Black Energy, Sun ve Tides isimli üç ambient parçayı albümün ortasına sıkıştırıyor. Daha çok film müzikleri ile uğraşan Nico Muhly’nin elinden çıktığını düşündüren albümün ortasındaki bu sinematografik, vokalsiz bölümün kendine özgü bir çekiciliği olmakla birlikte, albümün daldan dala atlayan yapısını bir miktar düzende tutmayı da başarıyor.

Moon ksilofon sesi ile bizi karşılayan ve değişik ay efsanelerinden bahseden bir parça iken, cüce gezegen Pluto, yaylıların atmosferi ele geçirdiği ve bir müzikalin final sahnesine yakışacak bir güzelliğe sahip bir parça.

Albümün sonuna yaklaşırken albümün en güzel iki şarkısına rastlıyoruz. 15 dakikalık süresine rağmen güzelliği ile büyüleyen Earth, Stevens’ın favori temalarından ‘Tanrı’ya adanmış. Büyük bir kısmı ambient tadında giderken, sonlara doğru kendini tekrar eden sözleri ile hipnotize edici bir hal alıyor. Güneşe en yakın gezegenin şarkısı Mercury ise finalde bizi karşılıyor. İkinci single olan Mercury, özlediğimiz ve sevdiğimiz Stevens tadına en yakın şarkı. Özellikle Dessner’ın gitarları ilk defa bu derece net karşımıza çıkıyor. Çünkü albüm tuhaf bir şekilde Sufjan Stevens albümü olarak işitiliyor. Dessner’ın bu albüme katkısının ne düzeyde olduğunu merak etmemek mümkün değil.

Son tahlilde albümün bir takım dinleyicide yarattığı hayalkırıklığı, belki de yukarıda bahsettiklerimin bir kısmından kaynaklanıyor olabilir. Çünkü karşımızda Stevens’ın elinden çıktığı belli olan, ama diğer müzisyenlerin de varlığını hissettirdiği bir albüm duruyor. Her birinin katkısı ne düzeyde bilinmemekle birlikte, mevcut beklentinin kontrolden çıkmasında Sufjan Stevens ve The National isimlerinin ağırlığının önemi ortada. Bu durumda her iki tarafı da tatmin etmesi zor çünkü ortaya karışık, çok uzun, bağımsız ve yer yer zor bir albüm çıkmış. Ama ben baktığımda, karşımda uzaya ve mitolojiye hayran bir müzisyenin çocukluk hayalini gerçekleştirmek için yola çıktığını ve bunu yaparken de arkadaşlarından yardım istediğini görüyorum. Bu bakış açısı ile baktığınızda, elinizde satır satır inceleyeceğiniz zengin bir albüm duruyor.

/ 4.1