Kanadalı müzisyen Feist’in beşinci stüdyo albümü Pleasure bir albüm olarak, “The Reminder” dönemini sevenler için neredeyse ilgi çekici hiçbir şey sunmuyor. “Metals” ile başladığı yolculuk, muhtemelen daha akustik ve kişisel bir müziğe doğru yönelecek.

Müzik dünyasında bir sanatçının başına gelebilecek en kötü şeylerden biri, bir veya iki şarkı ile büyük bir üne sahip olmak olsa gerek. Leslie Feist, ikinci albümü The Reminder sonrası buna benzer bir durum yaşama ihtimali ile karşı karşıya kaldı. 1234 şarkısı müzik piyasasına bomba gibi düşmedi belki ama kısa sürede kulaktan kulağa yayıldı. Ipod reklamlarından, Susam Sokağı’na kadar pek çok yerde karşımıza çıkar oldu. Feist ise bu patlamanın ne kadar ters bir etkiye sahip olabileceğini ön görmüş olmalı ki, tamamen başka bir yöne dönmeye karar verdi.

İlk albümü Monarch (Lay Your Jewelled Head Down) olsa da, uluslararası anlamda ünlü olmasını sağlayan albümü Let It Die oldu. Bu albüm birbirinden farklı türler arasında gezinen, “best of” tadı veren, gençlik enerjisi ile dolu bir albümdü. Üçüncü albümü The Reminder ise neredeyse bir hit makinasıydı, öyle ki Feist de bu durumu ön göremediğini ifade etti. Müzik çevreleri tarafından en iyi albümü olarak kabul görmeye devam etse de, Feist bu yolda gitmenin risklerini hissediyordu. Bu nedenle yeterince hakkı verilmemiş, şahsi kanaatimce en iyi albümü olan Metals ile karşımıza çıktı. “The Reminder” gibi üst üste single’lar ve müzik videoları piyasaya sürmek yerine, “Metals”ı daha mütevazi bir şekilde pazarladı. Folk ve country esintileri hissedilen “Metals” sonrası ise altı yıl gibi uzun bir ara verdi.

Yeni albümü Pleasure” ise “Metals”ın açtığı yoldan gidiyor gibi görünüyor. Bu açıdan Feist’in büyük bir satış başarısı ya da tekrar milyonlarca izlenen müzik kliplerinin peşinde olmadığını görebiliyoruz. Albümün ilk teklisi ve açılış şarkısı olan “Pleasure”, yoğun akustik tonu ve “The Reminder”ın cilalı prodüksiyonundan uzak hamlığı ile dikkat çekiyordu.

Albümün genel sound’u neredeyse tek seferde canlı olarak çalınıp kaydedilmiş hissi veriyor. Kanadalı müzisyen Mocky, önceki iki albümü gibi bu albümde de bütün şarkılara katkıda bulunuyor. Feist ise albümünü “Duygusal sınırları keşfe çıkmak” ve “Yalnızlık, sırlar, utanç, iletişimsizlik, reddedilme, ilgi ve ilgisizlik” gibi temalar ile ifade ediyor. “Metals” gibi bu albümde de, ilişkiler üzerine yoğunlaşıyor. I Wish I Didn’t Miss You, biten bir ilişkinin ardından gelen duygusal karmaşayı çok yalın bir şekilde ifade ediyor, albümdeki duygu yoğunluğu en yüksek şarkılardan biri oluyor. Feist’in müzikal yolculuğunda daha akustik, daha sade ve daha duygusal bir yöne gideceğini düşündürüyor.

Get Not High, Get Not Low akustik gitarların ön planda olduğu bir şarkı. Sesini çok başarılı bir şekilde kullandığı bu şarkı, duygu gel-gitleri hakkında. Feist, vokallerindeki iniş çıkışlarla bunu çok güzel bir şekilde ifade etmeyi başarıyor.

Any Party ise “Metals”dan çıkıp gelmiş gibi duyulan, albümün en romantik şarkılarından biri. Elektro gitarların tekrar ortaya çıktığı bu şarkıda, nakaratta neredeyse bütün müzik aletleri geri çekiliyor ve kendimizi Feist ile bir odada otururken buluyoruz. “You know I’d leave any party for you. No party’s so sweet as our party of two.” diyor bütün içtenliği ile.

Albümün ikinci yarısında daha ilginç şarkılar karşımıza çıkıyor. A Man Is Not His Song, tatlı ritmi ve finalinde koronun belirmesi ile ideal bir pop şarkısı gibi duruyor. Son saniyelerinde aniden ortaya çıkan Mastodon‘un “High Road”unun gitarları ile güldürmeyi başarıyor. Feist, bu kadar duygusal bir albümde bile gülümsemeyi unutmuyor.

The Wind en karmaşık düzenlemeye sahip şarkılardan biri. Karşılaşmayı beklemediğimiz elektronik beat’lerle açılıyor, sonrasında ise pastoral bir atmosfer yaratmaya başlıyor. Doğa olaylarını ilişki metaforu olarak kullanıyor. Şarkının ikinci yarısında ise yaylılar, üflemeliler ve el çırpma sesleri ortaya çıkmaya başlıyor. Şarkı tüyler ürpertici bir atmosfer ile sona eriyor.

Finalinde karizmatik sesi ile teşrif eden Jarvis Cocker’ın olduğu Century ise albümün en rock’n’roll şarkısı olarak duyuluyor. Şarkının ilk yarısı PJ Harvey’nin elinden çıkmış gibiyken, ikinci yarıda klavyenin ve Cocker’ın ortaya çıkması ile dinleyiciyi ters köşeye yatırmayı başarıyor. Yılın en ilginç şarkılarından biri olduğunu söylemek abartılı olmasa gerek.

Baby Be Simple albümün en uzun şarkısı olmakla birlikte, aynı zamanda en içten şarkılarından biri. Yumuşak vokali ve akustik gitarları ile birlikte müzisyenin gitmekte olduğu yolu gösteriyor. Feist’in “duygusal sınırları keşfe çıkmak” ifadesinde tam olarak bu parçadan bahsettiğini düşünüyorum.

Pleasure bir albüm olarak, “The Reminder” dönemini sevenler için neredeyse ilgi çekici hiçbir şey sunmuyor. “Metals” ile başladığı yolculuk, muhtemelen daha akustik ve kişisel bir müziğe doğru yönelecek. Albümdeki duygu çeşitliliği her dinleyicinin kendini başka bir şarkıya yakın hissetmesini sağlayabilir. Pleasure ayrıca Feist’in tanrı vergisi sesini duymak isteyenler için kariyerinin en güzel anlarından bir kaçını barındırıyor. Bütün şarkıları aynı derecede ilgi çekici olmayı başaramasa da, folk-rock sevenlerin keşfe çıkacağı pek çok gizli hazine bulunuyor. Feist’in gittikçe daha kişisel bir düzleme ulaşan müziğinin geçirdiği evrim, sevenleri için ilgi çekici olmaya devam edecek gibi görünüyor.

8/10