PAYLAŞ

İsveçli şarkı yazarı ve şarkıcı Jens Lekman “Life Will See You Now” adlı dördüncü stüdyo albümünü Secretly Canadian etiketiyle yayınladı.

Life Will See You Now ile ilgili görsel sonucuİsveçli şarkı yazarı ve şarkıcı Jens Lekman, Avrupa müzik dünyasının en mütevazi isimlerinden biri aslında. 15 yıllık kariyerine sadece 4 stüdyo albümü yerleştirmiş olan Lekman, sevenleri için kendine ait bir yere sahip. Çünkü Lekman, günümüzde pek çok müzisyende olmayan bir meziyete sahip: Samimiyet.

Jens Lekman ile ilgili görsel sonucu

Lekman için müzik kendi iç dünyasını incelemenin bir metodu gibi. İlk albümünden beri de bu konuda oldukça iyi işler başarmıştı. Peki aradan geçen yıllar Lekman’da neleri değiştirdi? Albüme başlarken aklımdan geçen soru buydu. Zira en iyi albümü “Night Falls Over Kortedala“nın üzerinden 10 yıldan fazla süre geçti.

Night Falls Over Kortedala ile ilgili görsel sonucu

Lekman, bu albümü hazırlamaya başladığında, bir odaklanma problemi yaşıyordu. Ya da bir albüm için yeterli malzemesi olmadığını düşünüyordu. Bu yüzden sıra dışı bir şey yapıp “kartpostallar” adında bir seri yapmaya başladı. Bir yıl boyunca her hafta yeni bir şarkı besteleyip, kendi sitesinde yayınladı. 44 şarkıdan bazıları hemen unutulurken, bazıları oldukça akılda kalıcıydı. Bu süreci zorlu olduğu kadar yaratıcı da bulduğunu ifade ediyor. Bir sanatçının kendisini zaman sınırı olan bir süreçte üretmeye zorlaması tuhaf bir durum. Lekman, kendisinin bile beklemediği kadar iradeli bir şekilde bu süreci tamamladıktan sonra bu albüm için gerekli malzemenin sonunda oluştuğunu düşünüyordu. Ama yanlış anlamayın, Life Will See You Now adlı yeni albümü birbirinden yeni dokuz (ve bir eski) şarkıdan oluşuyor.

Albümün oldukça ironik adı “Life Will See You Now” albümle ilgili beklentilerinizi belirleyebilir. Açılış şarkısı “To Know Your Mission“, şeker tadındaki düzenlemeleriyle tekrar tekrar dinleme isteği yaratacak bir şarkı. Lekman’ın dünyası nostalji kırıntıları ve kara komedi (genelde komedi) ile dolu. Bu şarkı ile 1997 yılına dönüyoruz. Genç Lekman’ın bakışı ile dünyaya bakıyoruz. Şarkının toz pembe atmosferi karşımızda 36 yaşında bir adamın değil, 20’lerinde genç bir adamın olduğunu düşündürüyor.

Loulou Lamette’in back vokallerini yaptığı bir diğer şarkı “Evening Prayer” ile arayışına devam ediyor Lekman. İlk şarkı kadar saf bir pop eseri olan bu şarkı ile Lekman’ın dünyasına başka bir bakış atıyoruz. Yer yer ironi olabileceğinden şüphe ettiren düzenlemelere sahip şarkı, arkadaşının 3D printer ile çıkardığı tümör modeli ile bira içmeye gitmelerinden, tarihte “ibuprofen” kelimesinin geçtiği tek şarkı olmaya kadar uzanıyor.

Jens Lekman, albümle ilgili ilk tanıtım metnini kendi sitesinden yayınladığında, bu albüme duygusal olarak büyük bir yatırım yaptığını söylüyordu. “What’s That Perfume That You Wear?” ile albümün tanıtımını yapmış olması ise şimdi çok daha mantıklı geliyor. Albümün nostaljik atmosfere sahip olmasına rağmen, en iç hoplatan şarkısı olmayı başarıyor.

İsveç’ten sıcak şarkılar gelmesi bizi şaşırtmıyor artık. Hemen ardından gelen “Our First Sight” tropikal melodisi ile bizi sımsıcak bir atmosfere götürüyor zaten. Oldukça romantik sözleri ile başka bir müzisyen yapsa klişe bulacağımız bu şarkı, Lekman’ın elinde içinizi huzurla doldurmayı başarıyor.

80’ler kokan gitarlarıyla “How We Met, the Long Version“, evrenin oluşumu ile başlayarak oldukça esprili bir dille, neredeyse “her şey” ile nasıl tanıştığını anlatıyor. Lekman’ın elinden çıkan bir dans şarkısı da böyle oluyor herhalde diye düşündürtüyor.

Postcard #17“, belki de kartpostal serisinin en güzel şarkısı olarak albümün son bölümünde karşımıza çıkıyor. Müzik yazamadığı dönemde hissettiklerini anlatıyor. Albümün pop atmosferinden biraz uzaklaşıp, bizi daha duygusal ve piyano melodileriyle dolu bir atmosfere çekiyor dinleyiciyi. Üçüncü albümü “I Know Love What Isn’t” sonrası yaşadığı depresyonu ve yetersizlik hislerini çok samimi bir dille ele alıyor. “Hepsi aslında kafanda” diye sayıkladığı final kısmı, çarpık düşüncelerinden uzaklaşmak için kendi kendine söylenmiş gibi geliyor kulağa.

Jens Lekman, yılın en samimi pop albümünü yapmış olabilir. Açıkçası bu kadar tatlı bir albüm duymayı beklemiyordum. Özellikle Lekman’ın bir önceki albüm sonrası yaşadığı yoğun depresyonu ve yaratıcılık krizini düşününce, hayatını yoluna koyduğunu düşündüren bu albüm, yılın en iyimser albümlerinden biri.

Jens Lekman’ın dinleyicide yarattığı his de, birkaç yılda bir denk gelip sohbet ettiğiniz bir arkadaşı dinlemek gibi. Ama kesinlikle sıkıcı bir arkadaş değil, arada bir aklınıza geldiğinde “Acaba şu an neler yapıyor?” diye düşündüğünüz türde bir arkadaş. Final şarkısı “Dandelion Seed“‘in org melodileri sizi uğurlarken de, sevdiğiniz bir dostunuzla vedalaşır gibi hissediyorsunuz zaten.

8/10