İngiliz kökenli indie pop grubu The XX yeni albümleri “I See You”yu 13 Ocak günü yayımladı. Albümün piyasaya sürülmesinin ardından alternatif camiada ufak çaplı bir fırtına da koptu. Zira müzikseverleri tatlı bir telaşa ve coşkuya gark ettiren “I See You”, eleştirmenler nezdinde de büyük bir ilgi ve takdirle karşılandı.

Tabii The XX olumlu eleştirilere oldukça aşina bir grup. Özellikle 2009 yılında yayımladıkları ilk kayıtları “XX” ile yine hem dinleyicileri hem eleştirmenleri oldukça tatmin etmiş, The Guardian tarafından yılın albümü ilan edilirken, NME de kaydın orijinalliğine vurgu yaparak The Horrors’un ardından grubu zirve ortağı yapmıştı. Grubun aynı kayıt sayesinde Mercury ödülünü kucakladığını da not düşelim.

Gelgelelim 2012 yılında yayımladıkları ikinci albümleri “Coexist” özlenen The XX tadını dinleyicilere sunsa ve içinde birbirinden güzel şarkılar barındırsa da ilk albümün gölgesinde kalmaktan kurtulamadı. Yine de “Coexist” grubun yıldızını parlatmaya yetti diyebiliriz. Çünkü grup Bestival’de Florence + The Machine, Sigur Ros, New Order gibi büyük isimlerle birlikte çaldı, ilk Amerika turnesine çıktı, oradan Kanada’ya kadar uzandı. Hatta Brit Award’da en iyi İngiliz grubu dalında aday olup ödülü Mumford & Sons’a kaptırdı.

Takvimler 2017 yılına gelene kadar The XX cephesinde başka güzel gelişmeler de olmadı değil. Örneğin grup Fitzgerald’ın 1925 yılında yayımladığı ve Luhrmann tarafından 2013 senesinde yeniden sinemaya uyarlanan “The Great Gatsby” filminde “Together” şarkısıyla yer aldı ve 2015 senesinde Jamie xx ilk solo albümü “In Colours”u yayımladı.Dahası grubun yeni albümlerinin de bu kaydın konseptinde olacağını duyurdu. The XX kabuk değiştirecekti. Peki ama nasıl?

Derken 10 Kasım’da albümden ilk tekliyi duyduk: “On Hold.” Aidiyetsizliğin dibe vurduğu anların müzikal formuna tekabül eden şarkıyla sınırlara, eşik deneyimine dair bir şarkı karşıladı bizi . Ve grup geçirdiği metamorfozun ilk sinyallerini de dinleyicilere böylece verdi. Çünkü şarkı alışık olduğumuz The XX tarzından epey uzaktı, kişiselden öte kitlesel bir hedefi var gibiydi. İyiydi, hoştu ama değişikliğe ve grubun rotasına alışmak biraz zaman alacak deyip iç çektirdi.

Fakat 2 Ocak’ta albümün ikinci şarkısı olan “Say Something Loving” geldi. Alessi Brothers’ın 1978 çıkışlı şarkısı “Do You Feel?” sampleıyla açılan şarkı, “On Hold” bizi yeni şarkılara hazırladığı için mi bilinmez, hem hafıza cilası niyetine iyi geldi, hem de albümü biraz daha merakla beklememize neden oldu.

Tarih 13 Ocak olduğunda ise “I See You” beş yıllık bekleyişin ardından nihayet bizlerle buluştu. Albümün prodüktörlüğünü yine Jamie xx’le birlikte Savages, Wampire Weekend, Daughter gibi isimlerle de çalışan Rodaidh McDonald üstlenmişti. Albümün kaydı New York, Los Angeles, Marfa, Londra ve Reykjavík’de tamamlanmış ve Young Turks etiketiyle piyasaya sürülmüştü. Şimdi gelin hep beraber albümün diğer şarkılarına kulak verelim.

Kaydın açılışını yapan şarkı “Dangerous” oluyor. Tekinsizliğe övgü mahiyetinde yazılmış bir parça var karşımızda. Oliver Sim’in vokaliyle start alan şarkı anında insanı ritmine çekebilecek kudrette. Warpaint’in Bonobo’nun müziğini seviyorsanız bu albümü de çok seveceksiniz dercesine tınlıyor.
Albümün üçüncü şarkısı “Lips” aynı zamanda “I See You” nun en sıkı işlerinden biri. Şarkının introsu Trio Mediaval’ın “Just” şarkısına ait bir sample barındırıyor ve bu sample nakarat kısımlarında da kendini tekrarlıyor.Anlayacağınız “Lips” gerek The XX’in vokal performansı, gerek ağır aksak ritmiyle kışkırtıcı, şaşırtıcı ve son derece özgün bir çalışma olarak albümdeki diğer şarkılar arasından kolaylıkla sıyrılıyor.

Albümün ilk kaydedilen şarkılarından biri olan “A Voilent Noise” kaydın karanlık yönünü perçinleyen bir etkiye sahip. “Kafam mı çok iyi, yoksa fazla mı kibirliyim?” gibi sözleri olan şarkı müziğin bile bir tür işkenceye dönüşebileceğini bizlere gösteriyor. Ayrıca Oliver Sim bu şarkı için yirmili yaşların sonlarına doğru insanın yüz yüze geldiği zorlukları ve çelişkileri ifade etmeye çalıştıklarını belirtiyor.

Peşi sıra gelen “Performance” ise benim müzikal olarak kendimi epey yakın hissettiğim bir şarkı. Yalnızca Romy Madley Croft’a ve onun harika vokaline yer verilen parçada insanın kendisi olamadığında yaşadıkları mercek altına alınıyor.

“Replica” ise “Performance”ın düşürdüğü tempoyu bir tık yükseğe taşıyor taşımasına ama ayarında bırakmayı da bir şekilde başarıyor. Tekerrürün kimi zaman tekdüzeliğe döndüğüne, tekdüzeliğin de gerçekliği kısır bir döngüye, yaşamın aciz ve renksiz bir replikasının/kopyasının sistematik üretimine dönüştürdüğüne ayan bir şarkı Replica. Çoktan söylenmiş şarkılara dair en çok da. Fakat bu döngüyü kırabilmek için çözüm cesur olmakta. O da bir diğer şarkıda.

“Brave For You”, “Replica”nın antidotuyken, bana nedense Florence + The Machine’lik bir şarkıymış gibi geliyor. Elbette kendine has o vokali ve bambaşka bir düzenlemeyle… Bu şarkıyı hep Florence’in söylediğini hayal ediyorum dolayısıyla ki Florence’in The XX’i çok sevdiğini de biliyoruz. Ayrıca şarkının demo versiyonun daha enstrümantal ve duygusal olduğunu da ekleyelim.

“I See You”nun kapanışı ise sade ve etkileyici “Test Me”yle oluyor. Romy’nin Oliver’a dair hislerinin ve bir türlü dile getiremediklerinin hikâyesini apaçık bir şekilde içeren bu şarkıyla “I See You” yu sonlandırıyoruz.

“I See You” kendi içinde bütünlüklü ve grubun sound olarak da son derece nitelikli bir iş çıkardığının kanıtı bir kayıt. Gelgelelim ilk albümleri “XX”i maalesef henüz aşabilmiş değiller. Yerinde saymadıklarını, tekrar düşmediklerini, hatta kolaya kaçmadıklarını ben de kabul ediyorum. Fakat ilk albümün minimal tavrını ve sadeliğini bu albümü dinlerken fazlasıyla aradım. Dolayısıyla bir kıyas neticesinde albüme 8 yerine 7.7 gibi bir puanı layık gördüm naçizane. Öte yandan Sezar’ın hakkı Sezar’a. The XX iyi ki var!

7.7/10