PAYLAŞ

İlk olarak 12 yaşımda Windows XP kurulu bilgisayarımda, Winamp’dan klibini izlediğim Metallica – One olmasaydı kesin olarak söyleyebilirim ki; şuan bu yazıyı yazmıyor, hatta elime hiç kalem almamış, başka arkadaşlara sahip ve başka yerlerde yaşayan biri olurdum. 2004 senesinde One’ın klibinde gördüğüm bu adamlar ve hayatımda ilk defa karşılaştığım o efsanevi riff (Cİ-GİGİGİGİ  Cİ-GİGİGİGİ) beni o kadar derinden etkiledi ki;  etrafıma artık daha farklı bakmam gerektiğini anlamıştım. Ardından karşılaştığım Seek and Destroy’un giriş riffi, annemin bir hevesle bana aldığı, benim solfej öğrenmeyi reddedip 2 hafta sonra kenara attığım elektro-gitarı tekrar elime aldırdı ve tabii hemen yakın çevremle şarkıyı paylaşmamın akabinde kurduğum ilk grubumun da yapı taşı oldu. Davul hakkında hiç bir şey bilmeyen ve sırf Seek and Destroy çalmak için bateriye oturan çocukluk arkadaşımla bugün hala aynı grupta ve aynı sahnede çalıyoruz. Artık ailemdeki Metallica sevgisi öyle bir hal almıştı ki; gençliğini milli görüşe ve Necmettin Erbakan’a adamış babam bana Death Magnetic albümü hediye olarak alıyor bir de utanmadan arabada dinledim ikinci şarkı güzelmiş diyordu (muhtemelen ilk şarkının herhangi bir riffinden bahsediyor). Her gece uyumadan önce yatakta PSP’de oyun oynamak yerine Some Kind of Monster belgeselini defalarca seyredip etkisinden çıkamayıp ertesi sabah okuda arkadaşlarıma kötü davranmam, ve tabii ki de 27 Temmuz 2008 Ali Samiyen’de olanlar, sırf Metallica’dan daha iyi çaldıkları için Dream Theather dinlemeyi reddetmem, Kirk Hammett’ın aslında o kadar da başarılı bir solo gitarist olmadığını fark ettiğimdeki yaşadığım hayal kırıklığım…  Uzun bir giriş olduğu için özür dilerim ama ilk kız arkadaşımı bile Metallica sayesinde tavlamış bir insan olarak Metallica’nın son albüm kritiğini Plak Dükkanı için yazıyor olmak benim için son derece duygusal bir çaba.

Arkadaşıma doğum günü hediyesi olarak plak almak için yollardaydım, Zagreb’de girdiğim her plak dükkanında zangır zangır trash riffleri yankılanıyordu. Metallica’nın yeni albümden yayımladığı single’ları dinlememiş olsam asla ama asla duyduğum bu müziğe Metallica diyemezdim çünkü son yıllarda bildiğimiz Metallica’ya göre çok iyilerdi. Açıkçası pek çoğumuz gibi benim de Metallica’dan umudumu keseli çok uzun zaman olmuştu ve bu aygır gibi çalan adamlar 2000’den sonra reality show albümleri dışında kayıt yapmayan adamlar olamazdı. Single’lardan etkilenmiştim ama albümden pek de beklentim yoktu, hatta dinlemeyi de düşünmüyordum. Girdiğim tüm plak dükkanlarında insanlara albümü nasıl bulduklarını sordum, “abi efsane üçüncüye dönüyoruz” diyeni mi ararsınız “hastasıyız dedeee” diyeni mi ararsınız herkes ama herkes zombi gibi “Hardwired… to Self-Destruct” dinliyordu. Artık dayanamayacak konuma geldim albümü Spotify’dan mobil veriyle indirdim, Allahım riffler alev alıyordu, Wi-Fi bulacak kadar sabredemedim.

Hardwired… to Self-Destruct, uzun süredir metal dinlemeyen ve benim gibi metal müzik dinleme kondisyonundan düşmüş bireyler için adapte olması biraz zor bir albüm. Çünkü 1 saat 17 dakika, bu denli ağır distortion ve yüksek tempo dinleyiciyi fazlasıyla zorluyor. Hardwired… to Self-Destruct müdavimi diğer Metallica albümlerini örnek verirsek; Ride the Lighting 47dk Master of Puppest 54dk ve de …And Justice For All 65dk. -Tek getirisi baş ağrısı olan Death Magnetic’i dikkate almıyorum-. Burada asıl değinmek istediğim nokta, sadece bu albüm için değil, 77 dakika boyunca aynı sound gerçekten odaklanmayı baltalayabiliyor. Nitekim albümün birinci kısmındaki enerjim ikinci kısımda dinlerken kayboldu.  Ayrıca şunu belirtmek isterim, Death Magnetic’deki sound faciasını hesaba katmazsak, her daim başarılı gitar tonları yazan Metallica’nın bu albümdeki gitar tonlarını daha başarılı olabilirdi diye düşünüyorum. 2008’den bu yana grubun canlı performanslarda ve Death Magnetic’de kullanılan tonları kıyaslarsak Hardwired… to Self-Destruct gitar tonları açısından biraz tıraşlanmış ve kulağa güzel geliyor. Beni en çok şaşırtan detay, davul tonu oldu çünkü Lars Ulrich’in bu seferki davul set up’ı son derece başarılı, buna inanabiliyor musunuz? Şahsen ben hala inanamıyorum. Lars Ulrich 2003’deki kalorifer borusu sesi çıkartan trampetinden sonra bu albüme tam oturan bir davul set up’ı kurmayı nasıl başardı hayret doğrusu.

Peşinen söyleyeyim Lars Ulrich’i sevmem, bana göre grubun tıkandığı nokta bu adam, zaten sonraları 5.5 milyon dolara sattığı resmini Some Kind of Monster belgeselinde, kaykıla kaykıla anlattığı an adama bir hallenmiştim. Davul sound’unun yanı sıra, Lars Ulrich albümde beklediğimden daha iyi bir performans sergilemiş bu konuda da şaşkınlığımı gizleyemiyorum. Ama tabi ki yüksek teknik içeren davullara bağımlı bünyelerin Lars’ın Hardwired… to Self-Destruct içinde bulunan davullarını seveceğini pek sanmıyorum. Grubun bana kalırsa teknik anlamda en becerikli elemanı olan Robert Trujillo üstüne düşeni fazlasıyla yapmış, albümdeki baslar bence şahane. Benim gitar kahramanlarımdan biri olan Kirk Hammett hakkında üzücü bir detay var, Hammett beste aşamasında herhangi bir katkıda bulunmamış. Bu durum Hardwired… to Self-Destruct’ı Kirk Hammett’ın içinde çaldığı ancak bestesinin bulunmadığı tek Metallica albümü yapıyor. Bana göre James Hetfield’ın yazdığı şahane riffler ve başarılı kompozisyonlar albümü bu denli güzel yapan nokta. Çünkü özlediğiniz Metallica kompozisyonları tam da beklentileri karşılayacak seviyede. Ayrıca Hetfield’ın sesi, ilerleyen yaşına rağmen hala şarkıların hakkını veriyor. Hazır bu noktaya değinmişken, Metallica hakkında yapılan bazı haklı eleştiriler olduğunu düşünüyorum ancak yapılan bazı ukalalıklar beni biraz şaşırtıyor. Şunu hatırlatmak fayda var ellili yaşlarında, büyük bir servete sahip olan bu adamların yan gelip yatma seçenekleri varken  hala dünyayı turlayıp müzik üretmeyi seçiyor olması bana kalırsa çok büyük bir saygıyı hakediyor. Geçenlerde tanınan bir Youtuber arkadaşımızın “yaaee kirk hammett da çalamıyor beea” demesi biraz enteresan. Böyle sığ bir yorum görünce insanın aklına ünlü Türk büyüğümüzün her dakika kullandığı o söz geliyor; “sen kimsin ya!”, ee tabii sosyal medyada ne kadar sığlık o kadar takipçi demek. Kirk Hammett çalamıyor olamaz arkadaşlar, hele ki o kadar günah içinden bu günlere sağlıklı bir şekilde gelmiş o bünye bence hala daha müthiş sololar yazıyor. Belki sizler zaman zaman kendini tekrar eden bu sololardan sıkılmış olabilirsiniz ama başarısız olduklarını düşünüyorsanız ben size tüm ekipmanımı bir aylığına ödünç verebilirim, bakalım Kirk Hammett’ın yaptıklarının ne kadarını yapabiliyorsunuz. Konu sanat olduğunda sığ yorumlar görmek beni son derece üzüyor.

Hardwired… to Self-Destruct adına söyleyebileceğim en kötü nokta Greg Fidelman. Evet! Tekrar bu adam. Benim de katıldığım ve Death Magnetic’i dinleyen pek çok kişinin ilk tepkisi şuydu; “bu berbat miksleri kim yaptı!?”. Greg Fidelman yaptı dostlar. Hardwired… to Self-Destruct miksleri de bu muhtereme ait, kanımca gitar tonların albümün altında kalması da bu adamın suçudur kesin. Asıl ilginç olan Metallica, Death Magnetic’den sonra nasıl bu adamı miks masasına oturturmuş hayret doğrusu. Albüm kapağı ise biraz New Orleans’lı metal grubu Crowbar’ın 98 yapımı Odd Fellows Rest albümüne benzetiliyor. Biz iki kapağı da buraya koyalım karar sizin. Benzer bir yorum da Foo Fighters – Wasting Light kapağı için de söyleniyor ama bana kalırsa biraz yersiz bir benzetme. (illa her yere sokuşturacaklar Foo Fighters’ı) Albüm kapakları Metallica’nın önemli noktalarından biri. Hatırlatsanız; Çiş İsa eserinin sahibi sansasyonel sanatçı Andres Serrano elinden çıkan kan ve spermden oluşan Load albüm kapağı bolca övgü toplamıştı. Üzülerek söylüyorum Hardwired… to Self-Destruct albüm kapağını yapan sanatçının kim olduğunu öğrenemedim eğer siz biliyorsanız bizimle paylaşabilirsiniz.

Kliplere gelecek olursak, inanması güç ama bir gece de beş klip yayımladılar. Şahsen ben genel olarak klipleri beğendim ancak favorim “Confusion” oldu.

Toparlarsak, bu yazıda alışıla gelmiş teknik inceleme yazmadım çünkü konumuz Metallica. Hepimiz grupta kimin ne işe yaradığını çok iyi biliyoruz. Metallica’nın bize özlediğimizi verdiğini düşünüyorum. Albümde öne çıkan şarkıları yazamıyorum çünkü hepimizin bildiği gibi Metallica en kötü zamanında bile albümünü bir-iki şarkıya yaslamadı ve her dinleyicinin her albümde farklı favori şarkıları var. Bir müzisyen için bunu başarmak harika bir his olsa gerek. Ben en çok Dream No More’u beğendim. Tam buraya yazıyorum Hardwired… to Self-Destruct Grammy ödüllerine damgasını vurur. Dinleyin ve dinletin. Şu ana kadar kiminle konuşsam albümden fazlasıyla etkilenmiş durumda. Belki de işin biraz heyecanında olabiliriz ama rahatlıkla belirtebilirim efsane çok fena tokatladı.

Mustafa Kadir GÜNER