PAYLAŞ

Sonbahar tatlı bir manevradır indimde. Bu süreç boyunca, yaz aylarının sabit, stabil gökyüzü (hep ama hep mavi! hep ama hep güneş!) yerini türlü oyunlara bırakır zira. Hava bir açar bir kapatır, bulutlar bir toplanır, bir dağılır. İnsanı (hadi mikro düzlemde zatımı) mutlu kılan bir devinim hüküm sürer yani tepemde. İzlerim ben de pür neşe, biteviye.

Tam da bu güzel mevsimi muştulayan emareleri toplarken bir bir, sonbahar gibi sürprizli, kah karanlık, kah renkli  bir albüm yayımlandı geçen hafta: Warpaint’ten “Heads Up”. Ve savaş öncesi yüze sürülen boyayla vaftiz edilen; dream pop da diyebileceğimiz türde müzik üreten LA menşeli indie rock koromuz, üçüncü albümleriyle alternatif arenanın keşiften yorulmaz dinleyicilerini mest etmek için epey ter döktüğünü gösterdi bize.

Çok değil, bir buçuk ay öncesine dönmek gerek. Ne de olsa takvimler 1 Ağustos’u gösterdiğinde kızlarımızın yeni teklileri New Song yayımlanmıştı. Yeni bir aşkın tatlı heyecanını anlatan kayıt, yazın bu son ayında pek çok insan gibi benim de epey dilime dolandı. Mırıldanıp durmakla da kalmadım üstelik. Kulaklarım başka şarkı dinlemeyi de reddetti bir müddet. Ortaya konan iş insanı hop diye yakalayan; aklayan, paklayan, kan akışını hızlandıran bir kıvamdaydı zira. Her ne kadar grubun eski çalışmalarına nazaran biraz fazla pop tınlasa da.

Grup üyelerinin, Warpaint-dışı projelerinin (solo işler, başka birliktelikler) ardından, Rough Trade etiketi ve Jacob Bercovici prodüktörlüğünde hazırlanan “Heads Up” ise “New Song”a taş çıkartacak kadar sıkı işler içeren bir çalışma. (En azından daha cesur oldukları yadsınamaz.) Ve yayınlanır yayımlanmaz bunca beğenilmesi/benimsenmesi, bolca yıldızla taçlanmasının sebebi de bu olsa gerek. Albüm her şeyden önce, ruh halinize doğrudan tesir eden, kendinden menkul, tastamam bir işitsel auraya sahip. Bunda Warpaint’in bize, kendimizi, gemi direğine bağlı, güvertesindeki yegane şanslı kişi Odesa gibi hissettiren, bu-dünyadan-olamayacak-kadar-güzel vokal yeteneklerinin payı elbette çok büyük. Tabii bu, Warpaint’in sirenler gibi tekinsiz, hatta ölümcül olduğu manasına gelmiyor. (Hem belki de suç sirenlerin değildir?) Sadece her iyi sanat eseri gibi alıcısını başka bir dünyaya ışınlıyor/oraya çiviliyor. Dahası insanı yormayan melodilerin sade ama parlak denebilecek biçimde düzenlenmesiyle, efsununa efsun katan koronun “sirenik” tesiri de, neticede, katmerleniyor vesileyle.

Albümün açılışını, kilit altında tutulan duyguların dile gelmesi için çabalayan “Whiteout” yapıyor. Açılış için ideal bir seçim – bir tür çoklu anahtar. Akabinde “By Your Side” geliyor. Şarkının sözleri acemice çınlasa da, trip hop esintileri felaha erme sebebi. Sevgiye yer açmayı tembihleyen “The Stall” ise “Whiteout”un devam filmi tadında. “So Good” albümün en akılda kalıcı işlerinden, davetkar bir kayıt. Sözcüklerin, tanımlamaların da birer çıkmaz sokak olabileceğini hatırlatıp kategori dışında kalmak isteyen bir “Don’t Wanna” da mevcut. Albüme ismini veren, piyano soslu, dalgalı deniz “Heads Up”, kaydı, sound ve söylem olarak özetler mahiyetteki “Above Control”‘ ise dikkat çeken diğer işlerden. Albümün kapanışını “Today Dear” üstlenirken, “Today Dear”ın payına da albümün en güçlü sözleri düşüyor. Üstelik bununla da yetinmeyip Warpaint üyelerinin bir sonraki adımlarını da merak etme nedeni oluyor.

İncelikli, dolayısıyla bütünlüklü, içsel referanslarla örülü bir albüm dinlemek istiyorsanız tavsiyedir “Heads Up”. Ve unutmadan: hazır yeni albüm de gelmişken kızlarımızı İstanbul’da, Babylon sahnesinde tekrar görmek, canlı performanslarına tanık olmak ne iyi olurdu. Buradan Pozitif’e selamlar, sevgiler.

8 /10
Şafak TAHMAZ