Yıllar sonra ülkemize teşrifi sebebiyle de bizi epey mutlu eden PJ Harvey’in, İngiltere’de çoktan bir numaraya tırmanmış dokuzuncu stüdyo albümü The Hope Six Demolition Project’i mercek altına almak boynumuzun borcuydu. Hem fazla geciktirmeden, hem de albümü -yeterince- sindirecek zamanı kendime tanıyarak, nihayetinde hakkında birkaç kelam edebileceğim kıvama geldim. Dolayısıyla, hazırsanız başlıyoruz!

The Hope Six Demolition Project, Pj Harvey’in belki de şu güne kadar yayımlamış olduğu albümler içinde en politik olanı. Aşka, ayrılığa dair şarkılar barındırmıyor örneğin ya da içe dönük ve şahsi hikayelere yer vermiyor. Aksine, tarihe, acının bir başka haline tanık olan, gözlem yapan, hatta “göz” olan bir kadın var karşımızda. Dolayısıyla Polly’nin belki de dünyayı, olanı biteni daha iyi anlamak için çıktığı seyahatlerde gördüklerinden devşirilen şarkılar, mesaj kaygısı güden ama bunu son derece estetik bir şekilde dinleyicisine sunan bir yapıda. Kör göze parmak mı? Değil. ( Bunun için Muse’un son albümü Drones’a bakılabilir tabii.) Metaforlar, şiirsellik ve soyutlama had safhada bu albümde. Duyarlılığı ise nahif bir sanatçı vicdanı olmaktan uzak. Aksine, hakiki bir serzeniş ve farkındalık yaratma çabasından beslenen sözlerle, saldırgan diyebileceğimiz bir PJ var karşımızda.

Albümden çıkan ilk tekli The Wheel aslında albümün soundu hakkında bize epey ipucu vermiş(ti). PJ’in Let England Shake’in kaldığı yerden, yine yerel unsurlarla bezeli folk-rock bir çalışmayla karşımıza çıkacağını tahmin etmek zor değildi. Yanılmadık da. The Hope Six Demolition Project ilk tekli The Wheel’ın düşündürüp, hissettirdikleriyle paydaş bir düzlemde şarkılarla dolu zira. Hiçbiri birbirinin tekrarı olmamakla birlikte tabii… Ayrıca The Wheel, PJ’in gezilerinden görüntülerin de yer aldığı klibiyle de epey sevildi, ses getirdi diyebiliriz. Şarkı, albümde son sıralarda karşımıza çıkıyor çıkmasına ama bu durum PJ’in albümde keşfedilecek daha ne cevherler var demeye getirdiği şeklinde de okunabilir pekala. (Ki bu konuda haksız da sayılmaz… )

İkinci tekli The Community of Hope aynı zamanda albümün de açılış parçası. The Wheel’a nazaran daha neşeli bir melodisi var ve şarkının ismi sebebiyle de bu sefer daha iyimser bir Pj’ye tanık olacağımızı sanıyoruz ama bu neşenin ve umudun bir ironi olduğunu şarkının sözlerini işitince, çok geçmeden anlıyoruz. Tartışma yaratan video klibi de bu duruma tuz biber ekiyor tabii. Albüme de adını veren Hope 6, 1992’de ABD’de şehrin gettolarını mutenalaştırma niyetinde olan bir proje. Oysa bu proje dahilinde pek çok kişi yersiz yurtsuzlaştırılarak evinden olmuş. Albümün açılış şarkısı da işte bu konuya parmak basıyor. “They are gonna put a Walmart here”

Albümün üçüncü teklisi The Orange Monkey PJ’in vazgeçemediği koronun da iyice baskın olduğu bir kayıt. Seamus Murphy’le Kosova, Afganistan, Washington D.C gibi dünyanın bir ucundan diğerine uzanan seyahatlerinin manifestosu tadında. “I took a plane to a foreign land and said, I’ll write down what I find” diyen PJ’in kendini yollara vurmadan önce nasıl bir halet-i ruhiyesi olduğunu gösterir nitelikte.

The Six Hope Demolition Project’in ( şimdi albüm ismi daha vurucu geliyor, değil mi? ) dikkat çeken bir diğer şarkısı ise Ministry of Defence. PJ’in eşsiz vokali, sert gitar riflerinin ve koronun terkibiyle hayat bulan, apokaliptik (” This is how the world will end” ) kayıt Harvey’in Afganistan tanıklığının ürünü. PJ’in çocukların akıbetine dair endişeleri yine hat safhada ve iç burkan detaylara gebe. “Those are the children’s cries from the dark”. Ministry of Defence’in ardından yine tesiri güçlü bir başka şarkı bizi karşılıyor: A Line in the Sand. Kötülüğün iyiliğe üstün geldiği bir dünyanın tasviri, insanlığın ortak feryadı bu şarkı. Bu gidişe ne zaman dur denecek diye soran bir PJ… Yine de şarkının sonunda biraz umut aşılıyor: “What we did? Why we did? I make no excuse — I believe we have a future to do something good” Dahası PJ’in çoğulcu dili The Community of Hope’un videosunda varlığını gizleyerek kendini aşırı yüceltip/yalıttığı yönündeki eleştirilerin de haksızlığını gösterir nitelikte. Chain of Keys ise sözleri ve görselliğiyle yine derinden sarsan türden. Bu sefer bir başına, siyahlar içindeki yaşlı bir kadının yerine koymaya çalışıyor PJ kendini. Ama kadın buna müsaade etmiyor. Ellerini saklıyor, dolayısıyla kendini de. Şarkı boyunca ne anahtarlar kapıyı açıyor, ne de kadının dili çözülüyor. Sadece şunu diyebiliyor kadın: “A circle is broken” Kırılmışlığın, kırgınlığın ve kırılganlığın teslimi, temsili niyetine…

Island Records etiketiyle, Depeche Mode’dan Nick Cave’e pek çok ünlü isimle de çalışmış Mark Ellis, yani nam-ı diğer Flood ve daha önce Harvey’le kaydettiği albümleriyle de tanıdığımız John Parish prodüktörlüğünde hazırlanan The Hope Six Demolition Project belki içselleştirelecek bir albüm değil, ama güçlü, cesur ve bence zamanın ruhuna yakışır bir deneme.

O zaman konserde görüşmek üzere…

9/10
Şafak Tahmaz