PAYLAŞ

Iggy Pop… Müzik dünyasının yaşayan efsanelerinden. Yaratıcılık ve hırçınlık onu en iyi tanımlayan iki kelime belki de. Ve şimdi de -dile kolay- on yedinci stüdyo albümüyle huzurlarımızda: Post Pop Depression. İsmiyle bile Iggy Pop yine muzip, hatta -ve tabii ki- muzır.

Söylemeden geçmek istemem: Iggy Pop bana en çok Nick Cave’in As I Sat Sadly By Her Side’ı, Portishead’in Only You’su ve Pj Harvey-Thom Yorke düeti olan This Mess We Are In’le birlikte Elif Şafak’ın ilk İngilizce kitabı The Saint of Incipient Insanities’in, yani nam-ı diğer Araf’ı, ,özellikle de baş karakterleri olan Ömer’i ve Gail’i anımsatır. Çünkü Gimmy Danger kitabın en kritik anında çalar ve öyküyü şok edici bir finale bağlar.

Bu anımsamanın ve biraz da hüzünlenmenin ardından Post Pop Depression’a dönersek, albüm kapağında da belirtildiği üzere Queens of the Stone Age’ten tanıdığımız Josh Homme’un, Dean Fertita’nın ve Artic Monkey’sin bateristi Matt Helder’sın sihirli dokunuşlarıyla şekillenmiş ve Loma Vista etiketi taşıyor.

Albümün ilk şarkısı Break Into Your Heart “şiddete meyyalim vallahi dertten” minvalinde sözlere ve bu sözlere tezat sevimlilikte bir melodiye sahip. Gardenia ise albümden duyduğumuz ilk şarkı. Saçlarını şarkıda da anlatıldığı gibi gardenyalarla süsleyen ünlü caz müzisyeni Billie Holiday’e selam gönderen kayıt, pek alışık olmadığımız tarzda da olsa özünde bir aşk şarkısı. Dolayısıyla iyi kalpli! American Valhalla albümün genel olarak kolay dinlenebilir bir havada geçeceğini imleyen bir parça. Evet, Iggy Pop müzikseverleri yormuyor, zorlamıyor ama yine de özgün, orijinal ve kendine has. Sözleri ise tüm bu “kolaylığa” rağmen karanlık, derin ve düşündürücü. American Valhalla’da “I’ve got nothing but my name” diyen bir adam var mesela karşımızda.

In the Lobby yeni bir şarkıdan ziyade çoktan bildiğiniz, hatta sürekli dinlediğiniz ama bir türlü eskitemediğiniz, muhtemelen de eskitemeyeceğinize çoktan kani olduğunuz bir şarkı kadar yakın tınlıyor. Gölgesinin peşinden gidenlerin, belki de kaybolmak isteyenlerin şarkısı In the Lobby. Sunday ise Iggy Pop’un enerjisi namına zerre kaybının olmadığının temsili gibi ve belki de bir Pazar-günü-marşı. Chocolate Drops’da Iggy Pop tecrübe konuşuyor nevinden bir tavır takınıyor. Gelgelelim, “şunu yap bunu yapma” diyen, nasihat-ve-teselli-merkezli şarkılar artık geçer akçe olmasa da Iggy Pop bu konuda da ortaya özgün ve hatta hisli bir iş koymayı başarmış diyebiliriz. Yaşamın katlanılmaz olduğu anlarda, işler b*ka sardığında bize güç verecek, güç vermese bile en azından ko’vermemize yardım edecek bir şarkı. Albümün üç kısımdan oluşan son parçası Paraguay ise çekip gitmeye dair ve günümüzün hal ve gidişatını özetler nitelikte.

Iggy Pop, son albümü Post Pop Depression’da asi ya da sert değil. Ama yine muhalif, eleştirel ve yine yeni… Albümün kolay sindirilebilir olmasıysa kolay tüketileceği anlamına gelmiyor elbette. Çünkü albümün verdiği zevk, geçici bir keyfe tekabül etmiyor. Kendini tekrar tekrar dinletmesi de bunun en büyük kanıtı. Ve biliyorum ki Post Pop Depression yıllar sonra da sevilecek, benimsenecek, önemsenecek bir kayıt.

8.5 / 10