PAYLAŞ

Mustafa Kadir Güner

Konu albüm eleştirileri olunca yazıya başlamak tam bir işkence oluyor, sırf düzgün başlayamadığım için yayınlayamadığım albüm kritikleri var zaten sizlerin de bildiği gibi başlayamadığımız bir şeyi bitiremiyoruz da. Bu yazıya o kadar başlayamadım ki artık direkt konuya gireceğim. Hani böyle neşeli bir giriş denemesi oldu çünkü albümü dinlediğiniz zaman neşeye epey ihtiyacınız olacak. Baştan uyarıyorum, eğer psikolojiniz son derece bozuksa ve gündelik işlerinizde zaten zorlanıyorsanız benim gibi şifa bulmaz bir gayri memnunsanız albümü size tavsiye etmiyorum çünkü albüm Bohren & Der Club Of Gore’un Dolores’i.

Kısaca grup ile tanışmamdan bahsedeyim, yakın bir arkadaşım “abi bohren diye bir grup var dinlerken buhran geçiriyorum.” deyince hemen sordum “saksafon da var mı?” onayı alınca bana Sunset Mission albümünü önerdi ve dinledim.  Sunset Mission benim dinlemek istediğim ama bitiremediğim yegâne albüm olarak kaldı. Bohren & Der Club Of Gore dinlerken kanım dondu demek istemiyorum, çünkü donmadı hatta kaynadı ama Sunset Mission sırasında adeta kanımın yoğunluğu arttı ve kan vücudumda o kadar ağır ve yavaş dolaştı ki albümü bitiremedim. Defalarca denedim olmadı. Akabinde albümü dinleyemediğim için gruba küstüm. Uzunca süre bu kel Almanları hiç dinlemedim derken ne oldu bilmiyorum ama birden kendimi Piona Night’ı dinlerken buldum. Tam anlamıyla büyülenmiştim, hemen grubu tekrar araştırmaya başladım, konserler, röportajlar falan derken Dolores’e sardım. Baktım ki bu güzel müzik insanları hakkında Türkçe yazılmış çok az şey var, Bohren & Der Club Of Gore hakkında bir şeyler yazmayı istedim.

Bohren & Der Club Of Gore, caz yapan bir grup ama pek çoğumuzun zihnine gelen virtüözlü geniş orkestra veya trio gibi bir müzik değil, AVM tuvaletlerinde tükettiğimiz cazlardan hiç bahsetmiyorum bile.  Açıkçası ismini aklımda tutamadığım birkaç Japon grubun dışında Bohren & Der Club Of Gore yaptığı müziğe benzer başka isimler bulamadım. Detaya inersek dinleyiciler bu müziği, ambient jazz, doom jazz, dark ambient jazz gibi tanımlamalar yapmış.  Grup ise tarzını “doom ridden jazz music” olarak tanımlıyor eğer hunharca Google translate’e “doom ridden jazz music” diye bir şey yazarsanız karşınıza “azap basmış caz müziği” diye harikulade bir çeviri çıkıyor bence en iyi tanım bu. Ama tüm bu tanımlar Bohren & Der Club Of Gore için son derece yerinde kelimeler olmuş, müziklerini anlatırken hiç de zorlanmıyoruz.

Bohren & Der Club Of Gore death/doom metal dinleyen dört okul arkadaşının – gitar ve piyanoda Morten Gass, gitarda Reiner Henseleit, bas gitarda Robin Rodenberg ve davulda Thorsten Benning- Mülheim an der Ruhr, Almanya’da 1988 yılında beraber BOHREN adını verdikleri grup ile müzik yapmasıyla kuruluyor. Ardından ’93 senesinde grup üyelerinin çok sevdiği Hollandalı enstrümantal grup olan Gore’dan esinlenerek gurubun ismi Bohren & Der Club Of Gore olarak son halini alıyor. Müzikte en sevdiğim olaylardan biridir; yeni bir grubun sevdiği isimlerden esinlenerek albüm, şarkı hatta grup ismi oluşturması. Mesela bunun gibi bir örneği isimlerini Marillion’ın Gazpacho şarkısından alan Gazpacho için de verebiliriz ki Night albümünü şiddetle öneririm.

‘94’de ilk albüm Gore Motel,  ‘95’de ise Midnight Radio, Epistrophy Records vasıtasıyla piyasaya sürülüyor. Ama grup için asıl kırılma noktası gitarist Reiner Henseleit’in ‘96’da guruptan ayrılması diyebiliriz. Çünkü gitardan boşalan lead ezgiler 97’de Christoph Clöser saksafonu ile dolduruluyor. Saksafonun gelmesiyle Bohren & Der Club Of Gore’un müziği tam anlamıyla olgun bir kimliğe bürünmüş. Christoph Clöser ile ilk albüm, last.fm verilerene göre grubun en çok dinlenen albümü Sunset Mission. Umarım bir gün ben de bu albümü dinleyip bitirebilirim.

Dolores ise Sunset Mission’dan altı yıl sonra 2008’de yayınlanmış, grubun 6. albümü. Grup hakkında enteresan bir istatistik ise üçer yıl arayla albüm çıkarmaları, dar bir tarz için sık albüm yapmamaları benim adıma son derece olumlu zira müzisyen için en korkutucu şey kendisini haddinden fazla tekrar etmesi. 10 şarkı ve 58 dakikalık bu albüm Christoph Clöser, rhodes piano, vibraphone, tenor ve baritone saksafon ile dinleyici yavaş yavaş nefesiz bırakıyor.  Aynı şekilde Morten Gass da benim favori üçlüm organ,  synthesizer ve mellotrom ile Dolores’de son derece etkileyici. Albümün yapımcısı gene kendileri kayıtları da Christoph Clöser ve Morten Gass ikilisi üstlenmiş mix ve masterlar ise Marcus Schmickler yapmış hepsi de harika iş çıkartmış çünkü albümün soundu tertemiz.  Dolores’in basımı ise Sigur Rós’tan tanıdığımız PIAS Recordings tarafından yapılmış ve de Dolores thesilentballet.com tarafından 2008’in en iyi 50 albümü listesinden kendine yer bulmuş.

Sizlere öne çıkan bir şarkı tavsiyem yok çünkü Dolores tadı albümü tümüyle dinleyince ortaya çıkıyor. Tam anlamıyla bir atmosfer müziği. Dolores bana Paul Auster’in New York Üçlemesinin ikinci kitabı “Hayaletler”deki  Mavi adındaki dedektifin zamanla yaşadığı çaresizliğini hissettirdi, isimlerin bile soyutlaştığı bu kitap adeta Dolores’in harfe dökülmüş hali.  Bir röportajında Christoph Clöser dinleyicilerin hislerini etkilememek için albümlerin hikâyelerini ve görsellerini olabildiğince soyut tuttuklarından bahsetmişti, bence son derece erdemli bir tavır.  Bu yüzden Dolores’in sizde yaratacağı hissiyatın sizi etkileyeceğinden eminim.  Dediğim gibi Dolores’i dinleyecekseniz o gün başka hiçbir iş elinizden gelmeyecek bu konuda çok iddialıyım ve sizleri tekrar uyarıyorum. Ünlü Hollanda birası Heineken’den esinlenerek size listen responsibly diyorum ve içinde azap basmış caz müziği olan harika bir albümle sizi baş başa bırakıyorum.