PAYLAŞ

DİRENİŞE SELAM YOLDA DEVAM!!!

Rock müzik arenasının en çok satan ekiplerinden biri olan Nickelback, sekizinci stüdyo albümleri olan No Fixed Adress sayesinde müptelalarını mest edecek bir başka inci daha koydu ortaya! Peki bu inci de diskografilerindeki diğer albümler gibi şıkır şıkır parlıyor mu? İngilizler neden Nickelback’ten nefret ediyor? Chad Kroeger ve saz ekibi yaklaşık 14 yıldır hep aynı telden mi çalıp söylüyor? Yoksa bütün bunlar müzik tanrılarının kafa karıştırıcı bir oyunu mu? Hepsi ve biraz daha fazlası bu yazıda!

İlk iki albümleri Curb ve The State ile pek de hatırı sayılır bir başarı elde edemeyen Kanadalı rock grubu, milenyumun ilk aylarında piyasaya sürdükleri üçüncü stüdyo albümleri Silver Side Up’ın yayınlanmasının ardından bir anda parlamış, albümünden çıkan ve müzik listelerini ezip geçen How You Remind Me kısa sürede ağızlara sakız olup, ergenliğini o dönemde yaşamış “şanslı” kesimin gençlik marşı haline gelmişti. O dönem için öyle ahım şahım majör sayılamayacak Roadrunner Records bünyesinden raflara düşen ve stüdyonun o zamana kadar elde ettiği en yüksek satış grafiğini yakalayan bu albüm; grubun önünü açsa da, pek çok dinleyicinin ve müzik eleştirinin hem fikir olduğu bir eleştiriyi de peyda etmişti.

Hadi kendimize karşı dürüst olalım, grubun çok sıkı takipçileri dışında kaçımız The Long Road, All The Right Reasons, Dark Horse ya da Here And Now arasındaki nitelik farkını ayırt edebilir ki? Yıllar evvel Hydbrid Theory formatını olduğu gibi ikinci albümleri Meteora’ya taşıyan Linkin Park’ın aldığı eleştiriler düşünüldüğünde; Nickelback’e biraz daha insaflı davranıldığını inkar edebilmek mümkün değil! Gel gelelim Chad Kroeger ve saz ekibi çoğunlukla riskten uzak suları kulaçlarken, etiket fiyatlarını da asla düşürmediler…

Bunun dışında grup All The Right Reasons albümünden bu yana, üçer yıl aralıklarla piyasaya albüm sürer oldu. Her ne kadar bir önceki mahsulleri Here And Now’ın yayınlandığı günü dün gibi hatırlasak da No Fixed Adress, onun yerini almakta hiç de zorlanmadı. Direnişe selam çaktıkları Edge Of A Revolution ile birlikte albümün tanıtım sürecini başlatan ekip, Craig Mandel adındaki bir İngiliz’in de “Nickelback Ülkemizde Gelmesin” adını taşıyan kampanyası sayesinde de eser miktarda sükse yapmayı başardı. Grubun müziğini “tahammül edilmesi zor” olarak nitelendiren Mandel, Nickelback’in ayaklarını gıdıklayan ilk İngiliz değil üstelik… Yıllar önce çıktıkları İngiltere turnesi kapsamında katıldıkları bir programda dalga konusu olan ekip, müziklerinin çok sıkıcı olduğu gerekçe gösterilerek kinaye malzemesi haline gelmişlerdi. Grubun en parlak yılları olan Silver Side Up döneminde bu türden alay malzemesi olmasını, kıyas noktası olarak kabul edersek eğer; Nickelback cephesinde de çok da büyük yenilikler olmadığını söylemek için son albümlerine baştan sona kulak kabartmamıza gerek bile yok aslında!

No Fixed Adress’de, Nickelback’in bilindik çizgisinden en ufak bir sapma görmeyi arzuluyorsanız eğer, hayal kırıklığınız garantidir. Yani gruptan radikal bir değişiklik bekleyenler (ki öyle bir kitle var mı ona emin olabilmek mümkün değil) muhtemelen daha üçüncü şarkıda boyunlarını bükmeye başlayacaklardır. Her 3 yılda bir ufak değişikliklerle alışıldık Nickelback tımbırtılarını işitme alışkanlığı olanlar için No Fixed Adress yine sofradan tok kalkmalarını sağlayacak, ilaç kıvamında bir ürün…

Tipik Nickelback coşkusundan alabildiğine nasiplenen Million Miles An Hour ile kapılarını dinleyiciye açıyor albüm. Albümden yayınlanan ilk single olan Edge of Revolution sayesinde de, grubun çizgisinden kolay kolay çıkmayacağının sinyallerini alıyoruz. Hafiften 90’lı yıllarda patlak veren boyband furyasına öykündükleri What Are You Waiting For, albümün ilginç sürprizlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Believe ve The Hammer’s Comin Down ikilisi de, sürekli aynı telden çaldığı iddia edilen grubun, yeni albümüne boca ettiği farklı soslar…

Albüme yayılan enerjisiyle She Keeps Me Up ya da kalabalık sözleriyle Chad’in durmaksızın şakıdığı Get Em Up; grubun provokatif olma çabasını samimi bulanları cezbedecektir muhtemelen. Adının vadettiğinin aksine bunalım bir ballad kosneptinden alabildiğine uzak olan Miss You bile, havaya yayılan bu enerjiden nasibini almış, adeta son günlerini geride bırakmaya başladığımız sonbahar havasına kontrast oluşturacak raddede ilkbahar havası soluyor dinleyiciye. R&B sosuyla servis ettikleri Got Me Running Round ise albümün kuvvetle muhtemel en zengin parçası. Bu hareketlilik içerisinde durup soluklanmanızı sağlayan de, albümün en dingin üyesi olan Satellite oluyor. Kısacası karşımızda her anlamda eğlenceli sayılabilecek bir albüm var anlayacağınız.

Son tahlilde ezberimize parmak banmayan bir Nickelback albümü var karşımızda. Sert, vurucu, kulaklara samimi gelmese de dirseğinin ucuyla politik, zaman zaman da lirik… Peki iddia edildiği gibi sıkıcı mı? Kesinlikle hayır! Eğer grubun müziğine ek misyon yüklemek gibi bir derdiniz yoksa ve işleyen formülleri her albümde kelimesi kelimesine tekrarlamalarından aşırı derecede rahatsızlık duymuyorsanız, kayıtsız kalamayacağınız bir “sapına kadar rock” hadisesine ortak olabilirsiniz!  Peki ekip bir sonraki adımda ufaktan alışkanlıklarımıza balta indirse de bizleri biraz şaşırtsa nasıl olur? Hayali bile eğlenceli!

Fatih Yürür